Câhiliye dönemi - Kureyşlilerin dirilişi, Abdulmutallib'in doğumu | İslami Forum, Dini Forum, İslami Forum Sitesi

Câhiliye dönemi - Kureyşlilerin dirilişi, Abdulmutallib'in doğumu

Ali

Üye
Üye
Katılım
Haz 15, 2019
Mesajlar
6
Tepkime puanı
6
Puanları
3
Esselâmu Aleyküm

(Bundan önce; Hz.İbrahim'in çocuk sahibi olması , daha sonra, Câhiliye döneminde Mekke ve Kâbe - yı okumanız her şeyi anlamanıza yardım edecektir).


Efendimiz İbrahimin (a.s.) soyundan gelen (İbrahimoğulları ve ya İsmailoğulları kastediliyor) en güçlü Arabistan (Arap) kavimlerinden birisi Kureyşti (Peygamberimizde bu Arap Kabilesine mensuptur ayrıca). Ve Efendimiz İsâ'dan yaklaşık 400 yıl sonra (Dikkatinizi çekerim ki, alimler İsâ'nın 3 Nisan 33 yılı tarihinde öldüğünü belirtiyorlar, bu durumda Kureyşlilerde 433 yılı kastedilmektedir), Kureyşten Kusayy (Kusay 400 yılı doğumludur, buda bizim tahminlerimizi doğru çıkarıyor o zaman, yani 33 yaşı kastediliyor eğer 433-sa) Huzaa kabilesinin eski liderlerinden olan Huleylin (O zamanlarda da putlar vardı) (Huleyl hakkında bilgi olmasa bile sadece Huzaa liderlerinden olduğu biliniyor) kızıyla evlendi.

Ayrıca, Huleyl Kusayyı seviyordu, yani bir baba gibi, öyle ki Kusayyı oğullarından bile çok severdi, bunun nedeni Kusayy Araplar içerisinde sevilen bir kişiydi. Huleyl öldükten sonra (Zira, zaten kızını verdiyse, Huleyl Kusayydan tahminen 30-40-50 yıl daha yaşlıdır) sonra güçlü bir çarpışma oldu. Bu çarpışma sonucu, Mekkeyi Kusayy (Kureyşliler desekte ayıp olmaz) yönetmeye başladı. Kâ'be-de onun koruyuculuğu altındaydı.

Kusayy-ın Kureyşlilerde akrabalık ilişkisi vardı (yakın). (Kureyşliler derken kastım, kardeşi olan Zühre, amcası olan Teym, başka bir amcasının oğlu Mahzum, ve, daha uzak akrabası olan bir kaç kuzenini) Vadiye getirdi ve Mabedin (Kastedilen Mabed Kâ'be-dir yanına yerleştirdi) (Kastedilen Vadiyse Mekkedir).

Bunlara Vadi Kureyş-leri denilmeye başladı (Sebebi Mekkede yaşadıkları içindir, o dönemde Kureyş-lerin çoğusu Mekkede yaşamıyordu).

Kusayy-ın uzak akrabaları ve çevrelerde ki, tepelerde yaşayanlara Civar Kureyş-leri deniliyordu (Sebebi, onlarıda Kusayy davet etmişti). Kusayy bu iki "kabileyi" tıpkı bir kralmış gibi yönetirdi, hatta akrabaları olmasına rağmen vergi bile alırdı.

Ama, Kusayy kötü birisi değildi. Biz, önyargı ile konuşuyoruz, Kusayy topladığı bu paraları çok ama çok fakir olan kişilere dağıtırdı ve onları doyururdu (kişi derken kastettiğimiz Hacı-lardır). Onlar çadırlarda kalıyordu. Kusayy, onlardan ev yapmalarını istedi (kendilerine Kusayy-a değil). Ve kendiside geniş bir ev yaptı, adını da Dâru’n-Nedve koydu (M.S. Yani İsâ'nın doğumundan sonra 440 yılı, Kusayy 40 yaşındaydı) (Dikkatinizi çekmek isterim ki, Kusayy Peygamberimizin soyundan, onun uzak uzak.... dedelerinden birisidir).

Her şey güzel giderken, yine bir takım anlaşmazlıklar çıkmaya başlıyordu. Kusayy-ın 4 tane oğlu vardı. Bunlardan en şereflisi Abdu Menâf-tı (Peygamberimizin atalarından birisidir).

Abdu Menâf yetenekli, iyi birisi olmasına rağmen, Kusayy en büyük oğlu Abdu'd-Dâr'ı 4 çocuk içerisinde en az yetenekli olmasına rağmen çok severdi. Ve ölümünden kısa bir süre önce (M.S. 480, Kusayy 80 yaşındaydı) oğluna şöyle dedi (Ayrıca, Abdu'd-Dâr ne zaman dünyaya geldi bilinmese bile, 430-dan sonra geldi).:

Oğlum, insanlar. Onları, senden daha şerefli kabul etseler de, seni onların seviyesine çıkaracağım. Sen açmadıkça Kâ'be-ye kimse giremeyecek. Kureyş-in savaş sancağı senin ellerinde olacak, sen izin vermedikçe hiçbir Hacı Mekke-de içecek su bulamayacak. Sen vermedikçe, hiçbir yiyecek bulamayacak. Kureyş senin evinden başka yerde bir meselede anlaşamayacak.

(Ayrıca, Abdu'd-Dâr'da peygamberin soyundandır). Bundan ilave Dâru'n-Nedve'ni-de ona verdi. Tüm haklarını ve güçlerini ona verdi.

Abdu Menâf tartışmasız kabul etti her şeyi. Yalnız, Abdu Menâfın oğlu Haşimi (peygamber soyundandır) (Ki Haşim 464 doğumludur, 497 de ölmüştür. Yani tarih 480 yılı olduğu için Haşim 16 yaşındaydı) Kureyş-in yarısı etrafına topladı ve hakların ona geçmesini istediler. Haşimi ve kardeşlerini Zühre ve Teymin torunları ve Abdu'd-Dâr'ın soyundan olanlar hariç tüm Kusayy soyundan gelenler destekliyordu. Mahzûm-un soyundan gelenler ve diğer uzak kuzenlerse Abdu'd-Dâr'ın kalmasını istiyordular.

İşler çok kötü gidiyordu, savaş gibiydi. O kadar ki, Abdu Menâf soyundan olan bir grup kadın bir kâse güzel koku getirip, Kâ'be'nin yanına koydular. Hâşim, kardeşleri ve diğer taraftarları ellerini bu kâseye daldırıp bir birlerini bırakmayacağına dair and içtiler. Ve bu anlaşmayı teyid etmek için kokulu ellerini Kâ'be'nin taşlarına sürttüler. Ve işte. Bu grupa, "Güzel Kokanlar" diye anmaya başladılar. Abdu'd-Dâr'ın taraftarları da birleşme andı içtiler ve onlara da "Müttefikler" adı verildi.

Savaş, şiddet sadece Mabed'in (Kâ'be'nin) içerisinde değil, Mekkede de yasaktı. Bu iki grup bu yüzden (savaşmak için) millerce uzağa gitmek zorunda kaldılar. Sonunda Abdu Menâf oğulları-nın vergi toplama, Hacılara yiyecek ve su sağlama haklarının alınmasına, Abdu'd-Dâr Oğulları'nın ise Kâ'be'nin anahtarlarına ve diğer haklara sahip olmasına ve onların evinin yine toplanma yerinin (Dâru'n-Nedve) olmasına karar verildi.

Hâşim'in kardeşleri, Hacılara hizmet vazifesini Hâşim'e verdiler. Hac zamanı yaklaştığında Hâşim mecliste kalkar ve şöyle derdi:

Ey Kureyşliler! Siz Allah'ın (Hâşim, Kusayy ayrıca Abdu'd-Dâr ve diğer kardeşler, ayrıca onları destekleyen soylar vs. İbrahimin "dini" yani yolundan giderek Hanif olmuştular, hepsi Allah'a inanıyordu, o devirde Hanifler çoktu) komşularısınız. O'nun evinin yakınlarısınız. İşte. Bu bayramda Allah'ın ziyaretçileri, Hacılar O'nun evine geliyor. Onlar Allah'ın misafirleridir. Ve, hiçbir misafir O'nun misafirleri kadar cömertlik beklemez. Eğer benim zenginliğim, yetse idi, bu yükü size yüklemezdim.

Hâşim hem Arabistan içerisinde hemde dışında şeref kazandı. Yahudiler o devirde de, zengin yaşamaya, ve Yehova'ya inanıp, peygamber beklemeye devam ediyorlardı. Yesrib (İslamiyetten önce Medine'nin adı Yesrib'di)'deki Araplara gelince, onlar ana-erkil geleneklerine devam ediyorlardı. Atalarından olan bir kadının ölümünden sonra Kayle'nin çocukları adını aldılar, fakat Kayle'den sonra kabile, oğulları Evs ve Hazrec arasında ikiye ayrıldı (M.S. 492).

Hazrec (kabilesinin) -in en ün kazanmış kadındarından birisi de, Neccâr sülâlesinden Amr'ın kızı Selmâ idi. Hâşim onunla evlenmek istedi. Selmâ kendi ile ilgili işler kendi kontrolü altında olursa kabul edeceğini söyledi. Hâşim kabul etti. Ayrıca, bir erkek çocuk dünyaya getirdiğinde en azından 4 yaşına kadar Yesrib-de büyütmeyi şart koştu. Hâşim bunuda kabul etti. Çünkü, bir ani tehlike olmazsa, Yesrib Mekke-den daha sağlıklıdır.

Hâşim uzun yaşamadı, seferlerin birisinde Filistin-de, Gazze-de hastalandı ve öldü. (M.S. 497, Hâşim 33 yaşındaydı).

Merhum Hz.Hâşim'in (r.a.) Abdu'd-Dâr adlı kardeşini anladık. İki kardeşi kim peki? Abdu Şems ve Mutallib (Mutallib, ismi tanıdıktır. Abdül-Mutallib'in amcasıdır. Ayriyetten, Hâşim, Abdu'd-Dar, ve Abdu Şems-te öyle. Yalnız, Mutallib ona daha yakındı Abdul Mutallibi-i Mutallib büyüttü.). adında iki öz kardeşi de vardı.

Tabii, birde Nevfel adında üvey kardeşi de vardı. Abdu Şems Yemen-de ve Suriye-de Ticaretçilik yapıyordu. Nevfel ise, Irak-ta Ticaretçilik yapıyordu. Bu nedenle, ikiside çoğu zaman Mekke-den uzakta bulunuyorlardı.

Kardeşlerinin uzakta bulunması sebebiyle, ayrıca Hâşimin ölümü ve diğer sebeplerden, Hacılara su verme ve onları beslemek, ayriyetten vergi toplama haklarıda Hâşimin küçük kardeşi Mutallib-e geçti. (M.S. 497 Peygamber dedesi Abdul Mutallib dünyaya geldiği yıl).

Mutallib ağa beyi (abisi) Hâşim-in karısı Selmâ-nın yanına Abdul Mutallibi (yeğenini) almaya gitti. (Selmânın Hâşim dışında diğer eşlerindende 3 çocuğu vardı).

Selmâ oğlunu bırakmak istemiyordu. Şeybe de annenin (Selmâ) rızası olmadan onu bırakmayacağını söyledi. Fakat, Mutallib için bu son değildi. Abdulmutallibe çok iyi bakacağını vurguladı. Kureyşliler diğer Arap kabilelerden daha şerefli ve üstündüler. Eğer Mutallib-in yeğeni Mekke-ye giderse, oğlunu sıkça ziyaret ede bilirdi. Bu nedenle, Abdulmutallib-in Mutallib-in yanına gitmesine izin verdi. Zira, Selmâ Mutallib-in konuşma tarzından sanki büyülenmişti, çok güzel şekilde konuşuyordu. Bu nedenle, düşününce çok etkilendi ve izin verdi.

Mutallib yeğenini devesinin arkasına bindirdi (M.S. Abdulmutallib tahmini olarak 13 yaşında Mekke-ye gitti, yani 510 yılı).

Bu genci görenler, Mutallib-in kölesi sandılar ve ona, "Abdu'l-Mutallib" yani "Mutallib'in kölesi" demeye başladılar. O da,

Bu (Abdu'l Mutallib) benim kardeşimin oğludur.

Diye cevap verdi.

Ve her kes, bir gülümsedi ve ona (Abdu'l Mutallib'e) selâm verdiler. Ve, bu güzeller güzeli çocuk için (Mutallib kendisi çok güzel yüzlü birisiydi, Abdu'l Mutallib'in ise güzelliği ondan bir adım daha üstündü, öyle ki, Kureyşlilerin en güzeliydi.). Ağızdan ağıza haberler dolaştı.

Ve ona "Abdu'l-Mutallib" denilmeye başladı.

Abdu'l-Mutallib ve amcası (üvey amcası) Nevfel arasında anlaşılmazlık çıktı. Ama, Abdu'l-Mutallib haklarını kazana bildi. Ayrıca, Abdu'l-Mutallib, Mutallib-in sözlerinden ümidini kesmemişti.

Ve yıllar sonra, Mutallib öldü. Ve Abdu'l Mutallib'in Hacılara su ve yiyecek verme hakkını kimse ondan alamadı ve sustular. Hatta o bu işi yapmakta, amcasını (Mutallib) ve babasını (Hâşim) bile geçtiği söylendi. (M.S. Tahminen 546 yılı).

Bu bilgiler, bir yerden kopyalanmamıştır.
Merhum Ebu Bekir Sirâceddin'den (r.a.) alıntılar yapılmıştır.