İnsan SırLarı | İslami Forum, Dini Forum, İslami Forum Sitesi

İnsan SırLarı

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
SORU İLMİN YARISIDIR. Hz. MUHAMMED (a.s.)
“...De ki: ‘Rabbim ilmimi arttır.’”(20.Tâhâ: 114)“...Hâlâ tefekkür etmiyor musunuz?” (6.En’am: 50)
Hz. Âli’ye hitaben:“...Sen Allâh’a aklın ile yakın ol!..” (Hadîs-î Şerîf)
Gözüyle yaşayan mahlûkattan değil,Basîretle yaklaşan Ehl-i Kemâlâttan ol!Ahmed HULÛSİ

Bu kitap, düşünebilen beyinler için kaleme alınmıştır.Ahmed HULÛSİ


Dinin temelindeki bilimsel gerçekler nelerdir?.. Din niçin gelmiştir?..Ölüm ötesine niçin inanmak zorundayız?.. İnsan denilen varlık nedir?.. Nasıl oluşmuştur?.. Hangi te-sirlerin hükmü altındadır?.. Neleri meydana getirebilme özel-liklerine sahiptir?.. Dinle emrolunan bir kısım fi illerin ardındaki gerçekler ne-lerdir?..Evet, bunlar gibi nice soruların cevaplarını açıklamak gaye-siyle hazırlanmış bir kitaptır elinizdeki.Evren, insan, ölüm ötesi yaşam!..İnsan nereden geldi? Neden geldi? Nasıl geldi? Nereye gidi-yor?..

İnsan denilen varlığın sahip olduğu eşsiz hazine BEYİN!.. Beyne verilmiş, hayalimizden bile geçiremediğimiz sayısız özellikler!..Bugüne kadar, gerek okuma, gerekse dinleme yoluyla edindiğiniz bilgilerden çok çok değişik bakış açılarını sizlere bu kitap ile ulaştırmaya çalışacağız.Esasen bu kitap iki ana bakış açısını izah etmektedir:a. ZÂHİR yönüyle, dinin dayandığı gerçekler.b. BÂTIN yönüyle, dinin insana idrak ettirmek istediği HAKİKATİ.Büyük bir kısmı 1984 yılı içinde banda alınan soh-betlerimizin çözümüyle oluşan bu kitabın, konuları itibarıyla düzeyini oldukça yüksek tutmak mecburiyetinde kaldık. Belki bazı bölümlerini birkaç defa okumak gerekecek konuya adapte olabilmek için. Zira genelde, hakkında pek az konuşulan konu-lar bunlar... Düşünen, düşünmek isteyen beyinlere hitap etmek üzere hazırladık!..Taklit yoluyla meseleyi kabul edip, o kadarıyla yetinmek isteyenlere söyleyecek hiçbir sözümüz yok!.. Seslenişimiz TAHKİK ehlinedir!..

“İnsanın şerefi aklıyladır” hükmünce, akıl sahiplerine hi-tap etmeye çalışıyoruz.23 senelik maddi-manevî araştırmalarımızın neticesinde Cenâb-ı Hakk’ın lütfetmiş olduğu ilmi sizlere takdim ediyoruz. Bu çalışmalarımızın zâhir yönü itibarıyla derinliklerinde önce-likle başta Kütübi Sitte diye bilinen hadis kitapları ile, bunların dışındaki bir kısım hadis külliyatları; ileri gelen tasavvuf büyüklerinin görüşleri, temel teşkil etmektedir. Bâtını itibarıyla ise Cenâb-ı Hakk’ın indînden ihsan ettiği kadarıyla bir ilim; müşahede, sayısız mânâlar...Kul kusursuz olmaz, hükmünce yanılmış olduğumuz hu-suslar olabilir. Ama şurası kesinlikle bilinmelidir ki, yapılmışolan bütün çalışma, günümüz ilminden de yararlanılarak, Hz. Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın işaret ettiği, açıkladığı gerçekleri anlama gayesine oturmuştur. Şayet siz, bizim anlattığımızı bir âyet ve hadise ters düşüyor şeklinde anlarsanız, hemen sözümüzü bir yana bırakın ve o âyet veya hadis ile amel edin. Zira, kim olursak olalım, istisnasız hepimiz sadece Allâh Rasûlü’ne tâbi olmak ile mükellefi z!.. Ölüm ötesi yaşamda bundan sorulacağız.Şunu da ilave edelim ki...Astrolojinin din içindeki yeri, KADER konusuyla yakın alâkası dolayısı ile bu hususlara oldukça önemli yer verdik. Astroloji, insanın yapısını tanıması için günümüzde oldukça önemlidir. Geleceğe dönük hükümler çıkartmak, falcılıkta bulunmak yönüyle ise bâtıl!.. Zira bu hususta öylesine çok geniş kompozisyonlar söz ko-nusudur ki, bilgisayarlarla bile işin içinden çıkmak mümkün değildir.
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
İmam Gazâli’nin “İhya-u Ulûmid’din” adlı eserinde, ashabın âlimlerinden olarak bilinen İbni Abbas (radıyallâhu anh)’ın şöyle dediği yazılıdır:“‘O Allâh ki, yedi semâ yarattı ve arzdan da onların bir mislini! Emir (hüküm - iş) onların aralarından
sürekli kesintisiz inzâl olur!..’ (65.Talâk: 12) âyeti celilesinin tefsirini yapacakolsam, beni taşa tutardınız.”Bir başka nakilde de: “Beni tekfi r ederdiniz!..”

Gene aynı yerde Rasûl-ü Ekrem’in çok yakınındakilerden biri olan Ebu Hureyre (radıyallâhu anh) şöyle dediği kayıtlıdır:“Rasûlullâh Efendimiz’den iki kap ilim aldım, birini dağıttım. Eğer diğerinin ağzını açsam, bu kelleyi uçurur-dunuz!..”Ashabtan önde gelen ve âlim sayılan bu zâtların anlayışsızlar tarafından “tekfi r” edilmesine, ya da boğazının kesilmesine ka-dar yol açacak “SIRLAR” acaba nelerdir?..Şunu kesinlikle bilelim ki...Din, bugün çoğunluğun sandığı gibi yüzeysel emirler-yasak-lar bütünü değildir!..

Dinde öyle “SIRLAR” vardır ki, bunlara muttali olan bir kişinin, bütün hayatı değerlendirişşekli mutlaka değişir!.. Ve bunlar ancak yüksek tefekkür gücüne sahip olarak yaratılmışbeyinlere has ilimlerdir!..Öyle ise, bizler de artık beyinlerimizi çalıştırıp, beş duyuyla kayıtlı mahlûklar olarak yaşama seviyesinden; Allâhû Teâlâ’nın kendisine “HALİFE” olarak meydana getirdiği, “en şerefl i”olma mertebesine ulaşalım!..Unutmayalım ki, dünyaya bir daha geri dönüş söz konusu değildir... Şu anda neler elde edebilirsek, ebedî bir yaşam boyunca onlarla yetinmek zorunda kalacağız.Allâh hepimize hakikati idrak ettirecek ilmi ve onun ile hâl sahibi olmayı nasip etsin!..Ahmed HULÛSİ17.10.1986Şehremini - İSTANBU
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
İSLÂM’IN BAZI TEMEL ŞARTLARININ ARDINDAKİ BİLİMSEL GERÇEKLER

İslâm Dini, Hz. Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’a inanmak ile başlar!..Çünkü bizler, “O’nun bildirmiş olduğu Allâh”a iman etmek ile mükellefi z!.. Yoksa, herkesin kendi kafasına göre kabullenip, manevî mânâda şekillendirdiği “Tanrı” asla “ALLÂH” kelimesiyle anlatılan mânâ ile birleşmez!..Esasen çevrenizde bir araştırma yaparsanız, göreceksi-niz ki, herkesin “Allâh” kelimesinden anladığı başka bir şeydir!.. Her ne kadar şartlanma yollu edinilmiş ortak nok-talar söz konusu ise de, birbirinden oldukça farklı öyle hu-suslar da bu isim içinde mütalaa edilir ki, şaşar kalırsınız!..Bu sebeple bizim ilk inanmamız gereken şey Hz. Mu-hammed Mustafa (aleyhisselâm)’ın;“Ben Rasûlullâh’ım!..” tebliğidir

Kendi yaşadığı devirden, kıyamete kadar bütün insan-lara geçerli olmak üzere Allâh’tan aldığı bilgileri tebliğeden ve kendisinin tanıttığı“Allâh”a iman edilmesini ta-lep eden Hz. Rasûl-ü Ekrem’e, kayıtsız şartsız inandığı-mız takdirde “İMAN” dairesine girmiş oluruz. Ancak bu-rada çok dikkat edilmesi gerekli bir husus söz konusudur.Allâh Rasûlü’nün getirdiklerinden hiçbirinin yanlışolduğunu düşünmemek kaydı ile!.. Getirdiklerinin, bil-dirdiklerinin bir kısmını doğru, bir kısmını yanlış bulmak, O’na inanmamak olur ki, bunun zararını mutlaka çekeriz.


Evet bundan sonra sıra gelir İslâm’ın beş ana farzı ola-rak bilinen şartların ardındaki bilimsel gerçeklere...Bu beşşart, insanlar imtihan olsun diye keyfî olarak konmuş beş ayrıfi il türü müdür? Yoksa bunlar birtakım fi zik, kimyasal zorunlu sebeplere mi dayanmaktadır?..İnsan kelimesiyle kastedilen varlık, bilindiği üzere, az çok düşünen ve bu düşüncelerine göre birtakım fi illeri or-taya koyan bir varlıktır. Dolayısıyla ondan birtakım şeyler yapması istenecek ise, o şeyleri yapmasının sebebi de ona izah edilmelidir, ki o şeylere aklı yatsın ve gereğini tatbik etsin.İnsanın hiç bilgisinin olmadığı bir konuya ilişkin bir fi il ortaya koyması düşünülemez. Önce bilgi, sonra da o bilginin değerlendirilmesi düzeyine göre fi il!..
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
İslâm’ın beş farzının yerine getirilmesi için Hz. Muhammed (aleyhisselâm) bize özetle ve meâlen şunları söylüyor:“Dünya içindekilerle birlikte kıyamette cehenneme atılacaktır!.. Siz ise ölümü tadacak ve ölüm ile birlik-te yok olmayarak, ebedî bir şekilde yaşamınıza devam edeceksiniz!.. Öldükten sonra bir daha dünyaya geri gelmeniz de söz konusu değildir!..Şayet gerekli bildirimleri nazarı dikkate alıp, ölüm ötesi ebedî yaşama kendinizi hazırlarsanız, Allâh’ın rahmeti ile cennete ulaşırsınız. Şayet şu dünya hayatı sırasında ölüm ötesi yaşama hazırlanmaz da; zamanınızı tümüyle bu dünyada bırakacağınız şeyler için harcarsanız, bu takdirde âkıbetiniz Dünya ile beraber cehenneme gitmektir!.. Cehennemlik olursanız ebedî olarak orada kalır ve bir daha asla oradan çıkamazsınız. Cennete gidenler için de bir daha cehenneme gitme korkusu yoktur. Allâh’ın bu uyarısını dikkate almayıp, sadece dünya için yaşayanlar yarın mutlaka pişman olacaklardır; ama ne var ki iş işten geçmiştir!..

Ölenler için dünyaya bir daha geri gelmek ve yap-madıklarını telâfi etmek kesinlikle olanak dışıdır!..Ayrıca, ölüm ötesi yaşama ancak ve sadece Dünya’da iken hazırlanmak mümkündür. Ölüm tadıldıktan son-ra yapılacak hiçbir iş kalmaz. Öyle ise Allâh’a ve bu gerçeğe iman et!”Bu anlama gelen uyarıdan sonra da asgari şartlar olarak bize teklif edilen fi iller şunlar:Günlük beş vakitte toplam on yedi rekât namaz.Senede bir defa Ramazan ayında oruçlu olmak.Hacca gitmek; hiç değilse hayatında bir defa gücün yetiyorsa.Zekât vermek.
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
DÜNYA’NIN ÂKIBETİ GÜNEŞ’E YOLCULUK

Güneş’ten bir milyon üç yüz üç bin defa küçük olan; çapı yaklaşık 12.500 kilometrelik Dünya üzerinde yaşıyo-ruz. Güneş’ten şu andaki uzaklığımız yaklaşık 150 milyon kilometre.Çevresinde saatte 108.000 kilometrelik hızla dönmekte olduğumuz Güneş’in şu anda yüzeyinden yükselen alev-ler 800 bin kilometreye kadar ulaşmakta. Güneş’in yüzey ısısı da son tespitlere göre 6000 santigrat derece!.. Yani, bir diğer anlatım tarzı ile, 60 tane Dünya’yı üst üste di-zip Güneş’in yüzeyine oturtursanız, Güneş’in yüzeyinden yükselen alevlerin boyunu bunların hepsini içine almışolarak görürsünüz.Güneş’in yüzey harareti olarak verilen 6000 derece ne demektir?..Şöyle bir misalle o derece hararetin ne olduğunu anlat-maya çalışalım .

Dünya üzerinde ısıya en dayanıklı maden, bildiğimiz kadarıyla “kadmiyum”dur. 6000 derecede sıvı hâle dönü-şür. Yani, şayet Dünya ve üzerinde bulunanların tamamı“kadmiyum” madeninden meydana gelmiş bir kütle olsay-dı, 6000 derecelik hararette sıvı hâle gelecek idi. Ve de akabinde buhar olup gidecekti!..Bir an, Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’ın şu işaretine kulak verelim:“Dünya’nız, içindekilerle beraber cehenneme atıl-dığı zaman, bir su damlası gibi buharlaşıp yok olacak-tır!”Evet, şu anda Dünya’dan 1.303.000 defa büyük olup, merkezinde sıcaklık 15 milyon derece olan Güneş... Şu anki hâli itibarıyla, hayat vesilemiz olan Güneş... Güneşnereden nereye geldi ve nereye gidiyor?..

Modern kurama göre Güneş Sistemi belirli bir biçime sahip olmayan bir gaz kütlesiydi. Gerçek bir Güneş ve nükleer enerji yoktu. Mevcut gaz bulutu hidrojenden iba-retti. Yani suyun ana maddesinin üçte ikisi.Zaman geçtikçe bu gaz kütlesi biçim almaya başladıve sıcaklıkta belirgin bir artış ortaya çıktı. Buna rağmen henüz Güneş ortalarda belirginleşmemişti. Daha sonra gaz bulutu sıkışmasını sürdürdü. Çekimin etkisi altında ka-lan en yoğun kısım merkezi oluşturmaya başladı. İşte bu, merkezde toplanıp ışınım yaymaya başlayan kısım Güneşcevheri idi.Güneş’in parlaklığı arttıkça gaz bulutunun homojenliği kaybolmaya başladı ve sıkışma iç kısımlarda devam etti. Çevresindeki maddeleri toplayarak gezegenleri oluştur-maya başladı. Çevrede oluşan proto gezegenlerin boyutla-rı büyüyüp kütleleri arttıkça çekim güçleri de yükseldi ve çevrelerindeki maddelerden ve bulutsulardan daha fazla madde toplamaya başladılar.

Güneş bulutsusu sıkıştıkça gezegenler daha fazla mad-de soğurdu. Bu arada Güneş’teki ışınım da artıyordu. Gü-neş Sistemi hâlâ belirgin bir hâl almamıştı. Ana proto ge-zegenler gitgide büyüyor ve kendilerinde oluşan yüksek çekim güçleri ile daha fazla maddeyi kendilerine çekiyor-du. Böylece proto gezegen sayısı iyice azalıp merkez bü-yümeye, belirgin bir hâl almaya başlıyordu. Bu arada Gü-neş de artık termonükleer tepkimelere girmeye başlamıştı. Uzun bir proto gezegen oluşumu devresinden sonra GüneşSistemi bugünkü hâlini aldı ve Güneşşu andaki durgun düzeye girdi.Her yıldızın kendi kaderi, ya da bir diğer ifade ile akışçizgisi gereği doğumu, gençliği, büyümesi, olgun hâle ge-lişi ve ölümü söz konusudur.
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
Güneş de bir yıldız olarak bugünkü hâlinden sonraki devresinde, hidrojenini yakarak helyuma dönüşecek ve yapısı değişmeye başlayacaktır. Çekirdek sıkışacak, yüzey büyük ölçüde genişlemeye başlayacaktır. Güneş artık bir kızıl yıldıza dönmeye başlamıştır!.. Hacmi genişlemeye başlamış ve enerjideki toplam artışdolayısıyla yakın gezegenleri yok etmeye yönelmiştir!..Çekirdek sıcaklığının daha da artması ile Güneş, hel-yumunu yakmaya başlamış hem sıcaklıkta hem de boyutta son derece büyük artışlar meydana gelmiştir.Güneş’in artan hacmi ve ısısı Dünya’yı yutmuş ve Dünya yok olmuştur!..Güneş artık durgunluğunu tamamıyla yitirmiş, Dünya’dan 400 milyon defa daha büyük yanar bir kütle hâline gelmiştir. Böyle bir şeyi tasavvur ve tahayyül son derece güçtür.Güneş’in içindeki çeşitli tepkimeler çekirdek ısısı-nı daha da artırmıştır ki, bu yüzden artık sistem içindeki yıldızların bildiğimiz şekilde varlıklarını devam ettirme imkânı büyük ölçüde yitirilmiştir.Güneş içindeki nükleer enerjinin tümü kullanıldıktan sonra, Güneş birdenbire büzülmeye başlayacak ve bir “cüce yıldız” durumuna gelecektir. Ancak buna rağmen bir süre daha parlamasını sürdürebilecektir. Evet... İşte 1980’lerdeki son bilimsel verilere göre Güneş’in kaderi .
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
ALLÂH RASÛLÜ DİYOR Kİ: “GÜNEŞ DÜNYA’YI KUŞATACAK!

Sahihi Müslim’de kıyamet gününün sıfatî bâbında; Tırmızî’de kıyamet gününün sıcaklığı hakkındaki bölü-münde, Mikdâd bin Esved (radıyallâhu anh)’dan nakledi-lir:Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:− Kıyamet günü GÜNEŞ halka yaklaştırılır da ni-hayet insanlara yakınlığı bir mil kadar olur!.. Güneşonları âdeta eritecek ve amellerinin miktarına göre ter içinde kalacaklardır. Onlardan kimi topuklarına kadar, kimi diz kapaklarına kadar, kimi beline kadar, kimi de gemlenene kadar tere batacaktır!Bu hadisi nakleden zât Süleyman Bin Amir şunu ilave ediyor:− Bilemiyorum mil kelimesiyle mesafe anlamına gelen “mil” mi kastedildi, yoksa göze sürme çekmede kullanılan “mil” mi kastedildi...

Esasen hangisi kastedilmiş olursa olsun bizce değişen hiçbir şey yoktur!..Mucizedir bu!..1400 sene öncesinin ve Mekke halkının ilim düzeyini düşünün. Genelde insanlık, Dünya’nın düz bir tepsi gibi olduğunu düşünürken, Güneş ve yapısı hakkında hiçbir şey bilinmezken; Hz. Rasûlullâh ortaya çıkıyor ve:“Kıyamette Güneş Dünya’ya gelip saracak, öyle ki bir mil mesafeye yaklaşacak” diyor!Bugün dahi, insanlığın pek çoğunun haberi olmayan bir konuda!..Buyurun Beyhakî isimli hadis kitabından ikinci bir ha-disi Rasûlullâh’ın:İbni Mesûd (radıyallâhu anh) naklediyor:“İnsanlar haşrolunduklarında, 40 yıl gözleri semâya dikili olarak beklerler. Kendilerine kimse tek bir keli-me söylemez. Bu esnada, GÜNEŞ başlarının ucunda, kendilerini yakar!.. İyi-kötü herkes ter boğazlarına çı-kasıya bu hâlde beklerler.”Kıyamette yıldızların düşeceğini, Güneş’in karara-cağını söyleyenlere yanıldıklarını gösteren hadistir bu. Güneş’in kararması, çok daha uzun yıllar sonra, dev kızıl yıldız olduktan sonra, büzülmeye başlayıp, nötron yıldızıolma süreci sırasındadır.Güneş’in büyük patlama, genişleme devresinde gelip Dünya’yı içine alacağı gerçeğine bu hadis ile işaret edi-liyor.Ve biz hâlâ ötelerde bir cehennem arıyoruz!!
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
CEHENNEM NEDİR?

Cehennem nedir?..Nasıl izah ediliyor?..Cehennemin kıyamet denilen zamanda gelip Dünya’yıkuşatması ve yutmasışöyle anlatılıyor...Abdullah ibni Mesûd’dan naklolmuştur: Rasûlullâhşöyle buyurdu:“O gün cehennem getirilecek!.. Onun yetmiş bin bağı olacak ve her bağ ile beraber cehennemi çeken yetmiş bin melek olacak.”Evet, böylece gelip Dünya’yı kuşatan cehennemin ate-şinin yani radyasyonunun içinden istisnasız bütün insanlar geçecektir.“SİZDEN CEHENNEM’E UĞRAMAYACAK HİÇ KİMSE YOKTUR! BU RABBİNİN KESİNLEŞMİŞBİR HÜKMÜDÜR. SONRA KORUNANLARI (korun-manın getirisi, nûrânî kuvve sahiplerini) KURTARIRIZ ;NEFSİNE ZULMEDENLERİ DE DİZÜSTÜ ORADA BIRAKIRIZ.” (19.Meryem: 71-72)“KESİNLİKLE CEHENNEM GÜZERGÂH OL-MUŞTUR (herkes oradan geçer)!” (78.Nebe’: 21)“(İşte) O SÜREÇTE, CEHENNEM DE GETİRİ-LİR (Dünya’yı kuşatır)!” (89.Fecr: 23)Gelip Dünya’yı kuşatan ve alevleri içinden istisnasız herkesin geçmek zorunda kalacağı bu CEHENNEM ne yapıyor şimdi?..Kendi kendini yiyor!..Hayır, espri yapmıyorum!.. Gerçeği anlatıyorum!.. Buyurun önce bu olayı Hz. Rasûl-ü Ekrem’in ağzından mecazî şekilde açıklanan ifadesini okuyalım...EbuHureyre (radıyallâhu anh) anlatıyor... Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) buyurdu:“Cehennem Rabbine şikâyette bulunarak: “Yâ Rabbi kısımlarım birbirini yedi!..” dedi! Bunun üzerine Allâh ona iki nefes vermesi için izin verdi. İşte bulduğunuz şiddetli soğuk (kışın) cehennemin ZEMHERİR’inden; bulduğunuz yakıcı sıcak da onun SEMUM’undandır!..”Evet, 1400 yıl öncesinin şartları içinde ancak bu kadar dile getirilebilir böylesine muazzam bir gerçek!..Cennete girenler cehennemden geçip oradaki gerçeği gördükten sonra aralarında konuşurlarken, cehennem ate-şini şöyle tarif ederler:“Allâh bize lütfetti ve bizi (cehennem ateşi) Semum’un (insan bedeninin gözeneklerinden geçen ze-hirleyici dumansız ateş; mikrodalga radyasyon) azabın-dan korudu!” (52.Tûr: 27)


Şimdi önce birinci hususu anlamaya çalışalım.“Cehennem kendi kendini yedi” tâbiri neyi anlatmak istiyor?.. Güneş, tümüyle hidrojen gazından ibaret merke-ze sahiptir ve burada 15 milyon derece civarında bir ha-raret mevcuttur!.. Bu hararet dolayısıyla sürekli nükleer tepkimeler olmakta ve hidrojen atomları kendi kendini yi-yerek helyuma dönüşmektedir. Bu arada yediklerinden ar-tanı(!) da dışarıya atmaktadır. Bu atıklar ise tâ Dünya’ya, bizlere kadar ulaşmaktadır.“Güneş’in”, pardon, “Cehennemin” yediklerinin ar-tıkları nedir?..“SEMUM!..”Nedir “nârı SEMUM”?..Arapçada “SEMUM” kelimesi iki mânâya gelir. Bi-rincisi: “Gözeneklere (mesamat) işleyen ışın”.İkincisi: “Zehirleyici” ateş yani radyasyon!..Termonükleer tepkime içinde olan GÜNEŞ’in, bu tepkime sonucu yaydığı çeşitli radyasyonlar, ışınlar aca-ba bundan daha başka nasıl anlatılabilirdi 1400 küsur yıl önce?..Evet, Rasûlullâh, tamamıyla bilimsel gerçeklere daya-nan din olgusunu en mükemmel şekilde açıklamıştır. Ne var ki, insanlar dine ilimle değil, şartlanmaların hükmü al-tındaki ön yargı ile baktıkları için bu gerçekleri görmekten mahrum kalmışlardır.Esasen Dünya’nın ve içindekilerin âkıbeti, son derece açık seçik basîret sahiplerinin idrakları önüne serilmiştir!.. Ancak ne var ki, çeşitli vesilelerle ortaya atılmış bulunan bu gerçekler, yüksek akıl sahipleri tarafından derlenip toparlanıp, sayısız mozaiklerden oluşan ana sistem ola-rak, bir resim gibi gözler önüne serilmemiştir!.. İşte bu mümkün olmamıştır geçmişte, bilimin yeterli düzeyde olmaması sebebiyle...Günümüzde ise ilâhî lütuf ve merhamet, bizlerin bu gerçeği öğrenmesine yol açmaktadır. Öyle ise aklımızı son zerresine kadar değerlendirip, 1400 sene öncesinden işaret edilen bu gerçekleri çok iyi idrak etmeye çalışalım.Dünya, tüm üzerindekilerle birlikte, neticede büyü-yecek olan “Güneş’in” yani bir diğer ifade ile “cehen-nemin” içine girecektir!..İnsan ise “ruh” beden ya da diğer bir ifade ile “holog-rafi kdalga” bedeninin elde ettiği enerji durumuna göre ya Dünya üzerinden kaçıp sayısız yıldızların boyutsal de-rinliklerindeki üst yaşam boyutlarına yani cennetlere gi-decek; ya da Dünya’nın ve hemen sonrasında da Güneş’in manyetik çekim alanından kendini kurtaramayarak; neti-cede, ebedî olarak cehennemin içinde yani Güneş’in için-de kalacaktır!..Zaten ilk anda kendilerini kurtaramayanların daha son-raki devirlerinde Güneş’in içinden çıkmaları gittikçe artan yoğunluk sebebiyle ebediyen mümkün değildir.İşte bu yüzden cehenneme girip de oradan kaçamayan-lar ebedî olarak orada kalıcıdırlar; cennetlere girenler de ebedî olarak orada kalıcıdırlar, denilmiştir!..Acaba niye, “Güneş’in cehennem” olduğu açık açık anlatılmamış da, sadece bir iki hadiste bu noktaya işaret edilip geçilmiştir?..Üzerinde açık açık durulmamıştır. Çünkü, içinde bulu-nulan toplum zaten taşa toprağa, Ay’a, Güneş’e tapan bir toplumdur!.. Zaten insanlar, yıllar yılı Ay’a, Güneş’e, yıl-dızlara tapagelmişlerdir!..Bir de buna üstlük Hz. Rasûlullâh,“cehennemin Güneş” olduğunu sarih bir şekilde açıklasa idi, gene insanların Güneş’e tapınmaya başlayıp, ondan medet di-lenmeleri; “Aman Güneş sen yücesin, ulusun bizi yak-ma!” diye secdelere kapanmaları doğal olarak devam edecekti!.. Düşünün ki, bugün dahi Güneş’i bayrak edinip, ona tapan; Güneş’in oğluna âdeta ibadet eden toplumlar yaşıyor Dünya üzerinde.



 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
Esasen şu gerçeği de gözlerden uzak tutmayalım...İnsanlığın içinden sivrilen çok ender beyinler dola-yısıyla teknolojik bir sıçrama olmuş ve Ay’a gidilmiş, Plüton’a uzanan uydular atılmış ise de; gerçekte, genel seviyesi itibarıyla toplumlar hâlâ yüzyıllarca mazide yaşa-maktadırlar. İster Amerikan toplumu için olsun, ister Sov-yet toplumu için olsun, ister Japon toplumu için olsun, bu böyledir!..Yiyen, içen, zevk aldığışeyler peşinde koşan, seks ya-pan, daha fazlasına sahip olmak için elinden geleni ardına koymayan, korktuğundan kaçıp sevdiğine erişmek için di-dinen; toplumun şartlanma yollu güttüğü insan!.. Asırlar ve asırlardır bu böyle süregeliyor!..Bu süregelen gerçeklere insanın hakikati ve gideceği yer itibarıyla işaret etmiş olan son derece yüce insan Hz. İsa (aleyhisselâm)!.. Allâh bize değerini idrak ettirsin. Ama ne çare ki iki bin senedir geçen milyonlar içinde, he-saba ve kıyasa girmeyecek kadar az sayıda insan O’nu an-layabilmiş!.. Sözlerine kulak vermiş! Milyarlık Hristiyan kütlesinden söz ediliyor günümüzde, oysa Hristiyanların hiçbirisi Hz. İsa’ya kulak vermiş değil!.. O’nun ne dediği-ni anlamış değil!..

Hz. Rasûlullâh (aleyhisselâm)’ın bildirdiği üze-re, kendisi hâlen yaşamakta olduğu âlemden geri dönecek, bir süre aramızda yaşayacak, halkın yanlış anla-dığı gerçeklerin doğrusunu açıklayacaktır.Ve insanlığa O’nun gelişini müjdelediği, zirvedeki in-san: Hz. Muhammed Mustafa sallâllâhu aleyhi vesellem!..Olağanüstü bir beyin kapasitesi ile yaratılmış... İlâhî lütuf ile insanların ve Dünya’nın gelecek aşamaları ken-disine seyrettirilmiş... Mi’râc olayı ile boyut sıçramasıyapıp, cennet ve cehennem yaşamlarını müşahede etmiş... Ve nihayet tüm yaşamını, insanların gelecekte karşılaşa-cakları olaylara karşı almaları icap eden tedbirleri anlat-makla değerlendirmiş bir Zât!..Geçmiş sayısız Nebi ve Rasûller insanlara özetle şunu vermeye çalışmışlar:“Sayısız putlara ve hayalî TANRILARA tapına-rak ömrünüzü boş ve faydasız şeyler ile harcamayın; âlemlerin, kâinatın, yerlerin ve göklerin yaratıcısı olan ALLÂH’a ibadet edin. Kimseye kötülük yapmayın, elinizden geldiğince insanlara hizmet edin. ALLÂH’ın ne olduğunu tanımaya çalışın ki, O’nun halifesi olan kendinizde mevcut olan sayısız cevherleri değerlendi-rebilesiniz.”İşte bu tema, Hz.İsa (aleyhisselâm)’da son haddine varmış ve şöyle ifade olunmuş:“Göklerin krallığına inanıyorsan, benimle beraber olmak istiyorsan, her şeyini terk et ve benimle gel!..”Göklerin, yani ölüm ötesi ebedî yaşamın krallığından söz eden Hz. İsa (aleyhisselâm), özellikle Dünya krallığıpeşinde koşan ve sadece yahudi asaletine inanan ilkel be-yinler tarafından kabul edilmemiş; sayısız çilelere katlan-mış ve nihayet mucizevî bir olayla dünyadan ayrılmıştır.


Ve O’nun gelişini müjdelediği Hz. Muhammed(aleyhisselâm)!..Dünya’ya ve ölüm ötesine dair hiçbir gerçeğin eksik bırakılmadığı bir kitabı, insanlığa sunan Zât!..Gerçek yaşamın dünya hayatı değil, ölüm ötesi ebedî yaşam olduğunu bütün yönleri ile açıklayan; ölüm ötesi yaşamın bütün aşamalarını teferruatıyla tarif eden eşsiz insan!..Allâh’ın hükmü ve takdiri sonucu 1400 sene öncesinin çöl toplumu içinde dünyaya geliyor ve onlara hitap etme mecburiyeti içine, insanlığa gerçeğin mesajını ulaştırma görevini yükleniyor.İlâhî seçim ve takdir sonucu, geleceğin getireceği tüm gerçekleri göreceksiniz ve geleceğin sayısız tehlikelerine karşı insanlığı uyarmak görevini yükleneceksiniz. Ne ya-zık ki insanlık sizi anlama basîretinden son derece uzak olacak!..Gerçekleri anlatmaya kalksanız, akıllar-hafsalalar sizi değerlendiremeyecek ve sizi inkâra gidecekler!..Anlatmaya çalıştınız!.. Akılları reddetmesin, hafsala-ları isyan edip mahrum olmasınlar diye meselelere ancak misal yollu, mecaz yollu, benzetme yollu yaklaşıp, gele-ceğin tehlikelerinden söz edeceksiniz!.. Ve buna rağmen inkâr edileceksiniz!..Mecnun, deli diyecekler!..Büyücü diyecekler!..Cinler zaptetmiş, onlar konuşturuyor diyecekler!..Siz insanlığın içine gitmekte olduğu ateşi görüp, onla-rın kendilerini, tedbir almayarak ateşe atmalarından büyük üzüntü duyacaksınız; onlar ise sizinle alay edecekler.
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
Acaba kim katlanabilir böyle bir olaya...Ve bırakın o günküleri bir yana...Acaba bizler, fark edebildik mi gerçekleri 2000 yılının eşiğinde?İlmin tüm verilerine rağmen!.. Rasûl-ü Ekrem’in 1400 yıl öncesinden bizi uyarmak için elinden geleni yapmasına rağmen!..Bizim anlayışımıza göre, insanlık 2000 yılının eşiğinde olmasına rağmen, el an, Hz. Muhammed’den önceki, ger-çekleri görememe devrini yaşamaktadır.Din nedir?..Din niyedir?..Allâh Rasûlü’nün ortaya koyduğu, uyulması gerekli, ya da zorunlu kuralların sebebi nedir?Din sadece bir inanç olayı mıdır?..Dinin bilimsel bir temeli var mıdır?..İnsanlık niçin dini tatbik mecburiyetindedir?..Evet, şimdi, İslâm Dini’nin temelinde yatan bir kısım bilimsel gerçekleri; ve “Niçin Din?” sorusunun cevabınıdilimiz döndüğünce anlatmaya çalışalım.
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
İNSANIN ÂKIBETİNİN BİLİMSEL İZAHI

Daha sonraki bölümlerde de bilvesile değineceğimiz bir biçimde, insan ruhu; 120. günden itibaren beynin üret-tiği bir tür dalgalardan oluşan holografi k beden şeklinde, insan yaşadıkça gelişir.Nihayet kişi, bulûğa erme denen östrojen ve andro-jen hormonlarının üst düzey faaliyete geçişiyle birlikte mesûliyet devresine girer. Bu, şu demektir. Beyin, bu hor-monların kimyasal etkisiyle birlikte yanlış zihinsel faali-yetlerini negatif yük olarak ruha kaydetmeye başlar!.. Yani günah olarak!.. İki omuzundaki iki melek tarafından!.. Ay-rıca gene bu beyin faaliyetleri, pozitif ve negatif yük esa-sıyla ve her beynin kendine has şifresiyle boşluğa yayın yapar.Şayet 120. günde beyin cevheri oluşurken, burada bir devreyi açacak olan ışın (melek) beyne isâbet etmişise, bu takdirde beyin bir tür antiçekim dalgasını ruha yükleyecek ve neticede, bu enerji ile “ruh” ya da “dal-ga beden” Dünya’nın manyetik çekim alanına karşı güç ile Dünya’dan ve cehennemden kendini kurtarıp, cennete yani sayısız yıldızların boyutsal derinliklerine gidebile-cektir.Aksine, beyinde bu devre açılmamış ve dolayısıyla da bu antiçekim dalgası“ruha” yüklenmemiş ise, bu defa o “ruh” da kendini Dünya’nın ve daha sonra da Güneş’in yani cehennemin manyetik çekim alanından kurtaramaya-cak ve neticede ebedî olarak orada kalacaktır!..Bu arada hemen şu durumdan da söz edelim: Mümin-ler, günahları kadar cehennemde yanacaklar ve sonra ora-dan kurtulup cennete gidecekler, şeklinde izah edilen olay nasıl gerçekleşecektir?.. Cehenneme düşen oradan kaçma-yı başaramazsa bir daha oradan kendini ebediyen kurtara-mayacağına göre bu nasıl olacaktır?.. Bu anlatılan olaya sebebiyet veren şey, kişinin günahla-rının fazlalığı ya da sevaplarının eksikliğidir. Yani “ruh”a yüklenen “enerji dalgasının” gücüdür. Ve henüz cehen-nem yani Güneş, tümüyle Dünya’yı yutmadan evvel kaçışsırasında, yani Sırat geçilirken yaşanacak bir olaydır!..“Cehennem gelip her yanından Dünya’yı sardığızaman...”Şeklindeki tarifte olduğu üzere, bu devrede bütün in-sanlara, Dünya üzerinde toplanma imkânı oluşacaktır.“Mahşer” kelimesiyle anlatılan bu toplantı anında;“O SÜREÇTE ARZ (beden), BAŞKA ARZA (bede-ne) DÖNÜŞTÜRÜLÜR, SEMÂLAR DA (bilinçler de başka bir algılayışa)!..” (14.İbrahiym: 48)
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
Âyetinde işaret edildiği gibi, değişik bir ortam ve ya-şam şekli içinde bu gerçekleşir. O sırada Dünya, gelmiş geçmiş bütün insanların üzerinde toplandığı bir ovaymışgibi olur!..SIRAT ise bir kaçış yoludur!.. Kaba mânâda anlaşıldı-ğı üzere taştan-betondan bir köprü değil, bir tür hava köp-rüsü!.. Bir tür kaçış yolu...Ve bütün bunlar, bugünkü zaman şartlanması içinde an-laşılacak bir olay da değidir!.. Zira o günün şartları içinde bir günün uzunluğu;“MELEKLER VE RUH, MİKTARI (size) ELLİBİN SENE GİBİ OLAN BİR SÜREÇ İÇİNDE URÛC EDERLER (hakikatlerindeki Allâh’a ermek için yönelişsüreci) O’NA.” (70.Me’aric: 4)Âyetinde belirtilen süredir. Yani, şu anda aklımızın kavrayamayacağı kadar uzun süreçte!..Ölümü tadışla birlikte, bildiğimiz tüm zaman ölçüleri altüst olur!.. Fizik bedenin yitirilişi ve Dünya’nın gece-gündüz şartlarının dışına çıkışı ile birlikte, kişinin zaman mefhumu tümüyle kalkar!..Esasen, evrensel zaman boyutlarınışu anda bizim haf-salamızın almasına imkân yoktur. Bir Güneş senesi, şu an-daki anlayışımıza göre 255 milyon senedir. Acaba bu ra-kamın ne demek olduğunun farkında mıyız?.. Dünya’nın varoluşundan bu yana milyarlarla seneler geçmiştir. İlk in-sanın yeryüzünde görülmesinden bu yana geçen senelerin sayısı yüz milyonlarla ölçülmektedir.Okuduğumuz zaman, sanki birkaç saatin içinde olup bitiverecekmiş gibi gelen mahşer yeri yani sırat kaçışıdevresi bugünkü zaman ölçülerimizle belki de yüz binlerle yıl sürecektir. Bunun bilincinde miyiz?..Yahudilerin, Tevrat’tan naklen uydurduğu 7000 sene meselesi esasen son derece kısıtlı kafaların uydurup bizlerin de üzerinde hiç düşünmeden kabul ettiğimiz ra-kamlardır ki, bunların hiçbir gerçekle alâkası yoktur!..Ölüm ötesi yaşam zamanını“1 gün = 50 bin sene” bo-yutları ile anlamaya çalışmak asgari şarttır.Keza çeşitli hadîs-î şerîfl erde belirtilen ölüm ötesi ile ilgili zaman birimlerini dahi gene asgari bu şartlar içinde değerlendirmek gerekir.Yeryüzü ve semâların oluşumu ile alâkalı olarak bah-sedilen “Altı gün”,“Yedinci gün” gibi tâbirlerdeki her bir gün kavramını dahi, evren boyutlarından “GÜN”ler olarak değerlendirip, “ALLÂH indîndeki günler” ola-rak anlayıp, bunların bizim şu andaki zaman anlayışımıza göre milyarlarla seneyi içine alacağına özel bir dikkat gös-termek mecburiyetindeyiz.

Esasen şu anlattığım rakamları, belli bir eğitim ve kültü-rü olmayanların kabul etmesi son derece güçtür!.. İnkârlarıçok mümkündür. Hele bu milyarlık “GÜN”lerden 1400 sene evvel bahsolmuş olsaydı!!!Gerçek boyutlardan, gerçek olaylardan, yaşanacak şartların gerçeklerinden sadece “minyatürize” ölçülerde, misal yollu bahsetmesine rağmen, O muhteşem insan Hz. Muhammed (aleyhisselâm) hakkında “mecnun” tâbirini kullanan akıl mahrumları, acaba bir de olayın milyarlarla senelere dayanan gerçek yanını duysalardı ne yaparlardı?..Uzağa gitmeye, 1400 sene öncesine gitmeye gerek yok!.. Siz ya da çevrenizdekilerin kaçı yüz milyonlar ya da milyarlarca sene sürecek zaman boyutunu hafsalanıza sığdırabiliyorsunuz?..Evet, belki, yarın kopacak kıyamet; belki de milyar sene sonra!.. Ama şu gerçeği kesinlikle kafamızdan çıkart-mayalım!..
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
Zaman, asla bizim şu anda anladığımız gibi bir şey değildir. Uyuyup da rüyada geçirdiğiniz zamanı asla an-layamazsınız. Rüyada gördüğünüz olay, bazen seneleri kaplar; ama şu zaman anlayışımıza göre en uzun rüyanın iki dakikaya yaklaştığı bilimsel olarak tespit edilmiştir!.. Rüya görmediğiniz anda geçen zamanın ise asla farkında değilsinizdir!.. Bazı saatler vardır, saniye gibi geçer; bazıdakikalar vardır, günler gibi gelir!.. “Gecenin uzunluğu-nu hastaya sor” sözü meşhurdur. Ölüm ötesi yaşamın on binlerce senesi, bu Dünya itibarıyla, sanki saatlermişcesi-ne geçecektir.Dolayısıyla bu arada şunu belirtmek isterim...Ölümü tadış ile birlikte içine girilecek zaman boyutu, bildiğimiz gün ölçüleri değildir. Hele, kabirde hapis kala-cak insanlar için zaman boyutu son derece farklı bir biçim-de geçecektir.Bütün bunlar insanların akıllarının alamayacağı ölçü-lerde olduğu için de son derece minyatürize boyutlarda konuşulmuş ve anlatılmıştır!.. Aslı öyle olduğu için de-ğil!.. Akıllar kavrayamadığını reddedip de, geleceğin ger-çeklerinden mahrum kalmasınlar diye... Nitekim:“İnsanlara akılları ölçüsünde konuşunuz!..”Uyarısı da, yapılan konuşmaların niye böylesine min-yatürize boyutlarda gerçekleştiğini izaha yeterlidir
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
**************DÜNYA’DA EN ÖNEMLİ ÇALIŞMA: ZİKİR *************

Zikrin önemi konusunda âyetler ve hadîs-î şerîfl er sı-ralamak gerekirse, bu başlı başına bir kitap olur. Biz bu-rada bunu yapmayacağız, zira bu konuyu geniş bir şekilde “DUA ve ZİKİR” isimli kitabımızda anlattık.Dua ve namaz, zikrin bir çeşididir, keza Kur’ân oku-mak ya da salâvat dahi.Zikir, dinde yer alan en büyük ibadet olarak nitelen-dirilmiştir. Niçin?..Astroloji ile ilgili bölümde, yaklaşık 15 milyar hücre-den oluşan insan beyninin ancak çok cüz’i bir kısmının doğum sırasında aldığıışınlarla faaliyete girdiğini; bun-dan sonra da yeni tesirlerle yeni açılımlara kavuşmasının imkânsız olduğunu dilimiz döndüğünce anlatmaya çalış-tık.Evet, beyin doğum anından sonra, dışarıdan gelen ışın etkileri ile yeni hücre gruplarını devreye sokamaz. Ancak beyindeki devreye girmemiş kapasite ilelebed âtıl durmak için var edilmiştir demek değildir bu!..Beynin ilk anda açılmamış hücre gruplarının bazı ça-lışmalar ile devreye girmesi, kapasite genişlemesi, yeni kabiliyetlerin elde edilmesi mümkündür!..Esasen din dediğimiz olayın temeli de beynin yeni bö-lümlerinin devreye girmesi ve bu bölümlerin çalışmasısuretiyle elde edilecek yeni güçler gerçeğine dayanır.Zikir dediğimiz “Allâh”a ait bir mânânın beyindeki tekrarı olayı nedir?..“Allâh” ismini dilinizle söylediğinizi kabul edelim. Dilde söylenen bu kelime bilindiği gibi, öncelikle beyinde hazırlanacak, sonra da dile uzanan sinirle dil hareket etti-rilerek düşünülen mânânın ses şeklinde dışarıya ulaşmasısağlanacaktır.“Allâh” kelimesinin beyinde hatırlanması demek; bu kelimenin mânâsını oluşturan hücre grupları arasında bir biyoelektiriğin akışı demektir.Esasen beyindeki tüm fonksiyonlar, beyin hücreleri arasındaki bir biyoelektrik faaliyetinden başka bir şey de-ğildir!.. Her mânâya göre beyinde değişik hücre gruplarıarasında bir biyoelektrik akış söz konusudur. Bu akış ne-ticesinde devreye giren hücre grubuna göre ortaya sayısız mânâlar çıkmaktadır.Beynin tüm fonksiyonları hep bu hücre gruplarının oluşturduğu sayısız kromozomlar neticesinde gelişmek-tedir. 15 milyar nöron ve her bir nöronun 16 bin nöronla bağlantısı!.. Ve bunların sayısız işlevi!.. Fetebarekallâhû ahsenül hâlıkiyn!..Hormonların bu alandaki fonksiyonları ise bilebildiği-miz kadarıyla, hücrelerin kimyasal yapısını etkileyerek,
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
biyoelektriğin akış hızını ve yönünü kanalize ederek de-ğişik anlamlar taktığımız oluşumları meydana getirmesi!..Her an sayısız takımyıldızlardan gelen değişik frekans-lıışınlar, değişen açılar dolayısıyla beyin üzerinde mey-dana gelen sürekli değişik kozmik etki ve bunun sonucu biyoelektrik akış, mevcut potansiyelin her an yeni gelenler istikametinde sürekli yeni mânâlar oluşturacak şekilde fa-aliyeti...Esasen beyin için uyku diye bir olay söz konusu değil!.. Beyin, anlattığımız istikamette sürekli olarak çalışmada ve sürekli olarak tesir almada...Ruhta oluştuğu iddia edilen tüm hâller, aslında ruh-ta değil beyinde oluşmada!..“Ruh”; beynin tüm hâsılasını her an yüklemekte oldu-ğu holografi k yapılı“dalga beden”.Evet, konudan uzaklaşmayıp, tekrar “zikrin” olayına gelelim...

“Zikir” yaptığınız zaman, yani “Allâh”a ait olarak bilinen bir mânâyı tekrar ettiğiniz zaman, beyinde, ilgili hücre grubunda bir biyoelektrik akım meydana geliyor ve bu, bir tür enerji şeklinde dalga bedene yükleniyor!..Ay nı zamanda siz bu mânâyı yani bu kelimeyi tekra-ra devam ederseniz; bu defa, bu kelimenin tekrarından oluşan biyoelektrik enerji daha güçlenerek yeni hücre bi-rimlerini devreye sokuyor ve bir kapasite genişlemesi söz konusu oluyor.Bu tekrara daha uzun bir süre devam ettiğimizde ise, devreye giren yeni hücre grupları dolayısıyla, beyninizde yeni mânâlar oluşmaya başlıyor. Tekrarladığınız kelime-lerin işaret ettiği mânâ istikametinde yeni anlamlar beyni-nizde açığa çıkmaya başlıyor ve siz: Ben zikre başladıktan sonra kafam değişmeye başladı, huylarım değişmeye başladı. Birtakım şeyleri daha iyi anlamaya başladım” gibisinden şeyler söyle-mek durumunda kalıyorsunuz!..

Ay rıca bu tekrarlardan oluşan hem mânâ, hem de ener-ji, dalga bedeninize yüklendiği için, fi zik beden ötesi yaşa-mınız daha farklı bir düzeye erişiyor!..“Kim bu dünyada âmâ (hakikati göremeyen) ise o, gelecek sonsuz yaşamda da âmâdır (kördür)!..” (17.İsra’: 72)Âyeti kerîmesinde işaret edilen gerçek, anladığımız ka-darıyla bu noktayı bize fark ettirmeye çalışmaktadır.Zira, beyin ne düzeyde açılır, ne düzeyde gerçekleri görmeye geçerse; o açılımı aynen birtür holografi k ışın-sal bedene yani ruha yükleyeceği için ve ruh da beynini yitirdikten sonra asla yeni bir kayıt alamayacağı için; Dünya’da açılmayan beyinlerin meydana getirdiği ruhlar için, ölüm ötesi yaşamda asla açılma imkânı yoktur,denmek istenmiştir.Bir an düşünün... Milyarlar ve milyarlar sürecek ebedî denen bir yaşam!.. Ve siz bu yaşam için gerekli olan potansiyeli ancak şu son derece kısıtlı olan dünya hayatında beyninizi değerlendirebildiğiniz oranda elde edebileceksiniz!..Şayet bunun ne demek olduğunu düşünemiyorsanız... Elbette ki size söyleyecek başkaca bir sözümüz yok!..Evet, zikrin birinci yönünden bahsederken, beynin ürettiği biyoelektrik enerjinin, bir tür dalga enerji biçimin-de ruha yüklenmesidir, dedik!..Şimdi gelelim zikrin ikinci tür yararına...Kur’ân-ı Kerîm bir âyeti kerîmesinde insanın varoluşuyla ilgili olarak şöyle der:“Rabbin meleklere: ‘Ben arzda (bedende) bir halife (Esmâ mertebesinin farkındalığıyla yaşayan şuur sahibi)meydana getireceğim’ dedi...” (2.Bakara: 30)İşte bu “halife” sözcüğü, Allâh’ın tüm isimlerinin mânâlarının insan beyninde aşikâre çıkabileceğine, bey-nin, bu kapasiteye sahip olarak meydana getirildiğine işa-ret eder!.
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
Siz hangi ismin mânâsına dönük olarak “zikir” yapar-sanız; yani Allâh’ın “Esmâ ül Hüsnâ”sı tâbiriyle işaret edilen Allâh’ın hangi ismini tekrar ederseniz, beyninizde o mânâ yönünden bir kapasite genişlemesi söz konusu olur. Bu bahse ilerde tekrar geleceğim için, burada fazla genişletmiyorum ve işin başka bir teknik yanına girmek istiyorum.Varlık tümüyle Allâh’ın varlığı ve Allâh’ın mânâlarının aşikâre çıkma mahalli olduğu için... Ve varlıktaki sayı-sız “şey”ler hep O’nun çeşitli mânâlarının sanki yoğun-laşmış hâli olduğu için; sayısız takımyıldızlardan gelen sayısız ışınım, hep, bize O’nun sonu gelmez isimlerinin mânâlarını ulaştırmaktadır.Bunu şöyle bir misal ile açıklayalım...

Bulunduğunuz odada sayısız radyo ve televizyon dal-gası yayını mevcut. Oysa sizin radyonuz belli sınırda dalga boyunu alma kapasitesinde, televizyonunuz sadece “VHF” bandına sahip!..Şimdi düşünün bitişik evdeki komşunuz Avrupa’daki gibi 18-20 kanaldan çeşit çeşit yayın alıyor. Ya da Amerika’da olduğu gibi 100 kanaldan türlü renkli ya-yın alıyor, siz ise tek kanallı siyah-beyaz televizyona sa-hipsiniz!.. Hele bir de böyle bir imkânı ömür boyu elde
edemeyecekseniz ve bunu biliyorsanız!!?Evet, beyninizin alıcı kapasitesini arttırmak sizin eli-nizdedir.Esasen beyin on iki burçtan, sayısız yıldızdan gelen sayısız ışınımı değerlendirebilecek kapasiteye sahiptir!..

Ancak ne var ki, kişinin bu kapasiteyi genişletmesi önem-lidir. Elinize, size sonsuz yarar sağlayacak bir sermaye, bir kapasite verilmiş; siz ise bunu oyun oynayıp boşa harca-makla tüketiyorsunuz!..“Cennet ehlinin çoğunluğunu BÜHL kimseler teşkil eder” buyruluyor.“Bühl” kelimesi Arapçada “saf” kişiler anlamında kullanıldığı gibi “ahmak” anlamına da gelebiliyor.Nitekim Hz. İsa (aleyhisselâm)’a ait olduğu söylenen şu sözde bu mânâ çok açık görülmektedir:“Allâh devası olmayan tek dert yaratmıştır, o da “BÜHL”lüktür!..” yani, “ahmak”lıktır!..Evet, cennete girenlerin çoğunluğunu “saf” vatandaş-lar teşkil edecektir!.. Amenna ve saddakna!.. Niye bu böy-le?..

Çünkü cennet ehlinin çoğunluğunda ilâhî rahmete nail olma neticesinde, beyinlerinde Dünya’nın manyetik çekim alanına karşı koyacak olan “antiçekim dalgalarını” üreten devre açılmış ve cennete gidebilecek güce nail olmuşlar-dır. Ancak ne var ki, oralardaki sonsuz ve sayısız nimetleri değerlendirebilecek üst düzey kapasiteye ulaşabilmek için yeterli çalışmayı yapmamışlardır!.. Cennette, Dünya’dan bildikleri sayısız zevkler ve bunların daha değişik türleri içinde ebedî bir yaşam süreceklerdir.Oysa Allâh’a yakınlık kazanmışların (mukarreblerin) cennetteki yaşamlarını normal beyinlerin tahayyül bile
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
etmesine imkân yoktur!..Bunu basit bir misal ile açıklamaya çalışayım...Bir insan tüm yaşamı boyunca düşünüyor, taşınıyor, araştırıyor her şeyini feda ediyor ve sonunda bir anda öm-rünü feda ettiği konu kendisine açılıyor ve o şeyi keşfedi-yor!.. Bir yaşamı harcadıktan sonra keşfedilen o şeyin de-ğerini ve o kişinin sevincini gözlerinizin önüne getirmeye çalışın!..Şimdi düşünün ki beyni üst düzeyde çalışma kapasite-sine erişmiş biri...

Sayısız yepyeni mânâlara yol açan ışın-ları değerlendirebilecek bir düzeye erişmiş; sürekli yeni yıldızlarla, ya da bir diğer ifade ile bu yıldızlardaki melek-lerle rezonansa girebilen bir beyne sahip!.. Her an yepyeni şeyler alıp bunları değerlendiriyor ve sonsuza dek sürekli artan bir biçimde bu gelişmeyi tadıyor!..Bilmem anlatabiliyor muyum?..Evet, beyninizde, Allâh’ın sayısız isimlerinin mânâlarını anlayıp aşikâre çıkartabilecek bir kapasite, bunları yaşayabilecek bir özellik mevcut...Ve siz bunları, ne kadar zikrederseniz, o düzeyde Allâh’a yaklaşabilecek yani O’ndaki mânâları tanıyabi-leceksiniz. Ve bunun anahtarı da zikirdir!..Şimdi siz, ister bu anahtarı kullanın, ister kullanmayın denize atın; isterseniz de ne güzel oyuncak diyerek anah-tarın dişlerini taşa sürte sürte eğlenip hoşça vakit geçirin!!!

Bugün Dünya üzerinde hangi kişide normal ya da ola-ğanüstü diye nitelendirilen ne tür fi il görüyorsanız, biliniz ki bunların hepsi de beynin değişik değerlendirilişlerinden başka bir şey değildir.Kimde aşikâre çıkan hangi özellik varsa, o özellik ay-nıyla gerçekte sizde de mevcuttur. Ne var ki onun beyninde açılmış bulunan o devre, sizin beyninizde açılmamıştır!..Beden tümüyle, beyne hizmet edip ona gerekli olan bi-yoelektrik enerjiyi temin için yaratılmış bir yapıdır. Aynızamanda beyindeki sayısız alıcı güçlere bir nümûne ol-ması itibarıyla da bazı basit alıcı organlar bu bedene yer-leştirilmiştir ki; beyni sadece bunların kapasitesiyle sınırlısaymak insanlığın en büyük gafl etidir!..

Makrokozmos evrendir...Mikrokozmos ise beyin!..Evren, esas yapısı itibarıyla, tümüyle sayısız manye-tik dalgalardan oluşmuş bir kütledir ve her dalga boyunun kendine has orjinal bir mânâsı vardır. Beyin ise orijini iti-barıyla bu dalga boylarındaki mânâları değerlendirecek bir alıcı, bir değerlendirici ve sayısız yeni mânâlar oluşturucu bir cihaz gibidir!.. Ve bu beyin, elde ettiği tüm hâsılayı, ürettiği ruha yani holografi k dalga bedene yüklemekte-dir!..Kişinin ölüm ötesi kapasitesi, bir diğer ifade ile mer-tebesi, derecesi, Dünya’da iken geliştirebildiği son beyin kapasitesi kadardır.Öldükten sonra herkes, kim ve ne derecede olursa ol-sun, değerlendiremediklerini fark ederek, bundan dolayıbüyük bir pişmanlık duyacaktır!.. Ne çare ki, iş işten geç-miştir.

Şimdi de zikrin iki türünden bahsedelim...Enerji türü zikir!..İlim türü zikir!..Enerji türü zikir nedir?..“Genel zikir” diye de adlandırabileceğimiz bu zikir türü, ruhtaki kudret sıfatına taalluk eden, ruhun sayısız işler başarmasını, ulaşım gücünü sağlayan enerji toplama-ya yönelik zikirlerdir
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
“Allâh”...
“Lâ ilâhe illâllâh”...
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh”


ve bu gibi genel zikirlerdir.Ay rıca yapılan iyiliklerden ya da size kötülük yapıp dedikodunuzla, gıybetinizle meşgûl olan kişilerden akan pozitif enerji yani sevaplar da bu enerji türündendir.Öbür taraftan bir ikinci zikir türü daha vardır ki, bunu da “özel zikir” olarak mütalaa edebiliriz.Özel zikirler,kişiye has, Allâh’ın isimlerinden iba-ret olan zikirlerdir. İlerde ilgili bahiste anlattığımız üze-re, Allâh’ın çeşitli isimleri, değişik kuvvetlerde, ayrı ayrı, kişiye has formüllerle beyinlerde açılımlar oluşturmuştur.

Siz genel zikir klasmanında bir zikir yaptığınız za-man, her ismin mânâsı eşit kuvvetle tesir alır ve hepsi de aynı oranda gelişme gösterir.Oysa, mesela “MÜRİYD” isminin mânâsı diğerlerine göre daha az nispette aşikâre çıkmış ve bundan dolayı da iradesi zayıf olan, bildiğini tatbik edemeyen bir beyin söz konusu olduğunda; siz genel zikirlerle olaya yaklaşırsanız, hepsi aynı nispeti koruyarak güçleneceğinden, bu ismin mânâsı yönünden kolay kolay netice alamazsınız!..Ama buna karşılık, siz direkt olarak “MÜRİYD” zik-riyle olayın üstüne gittiğiniz zaman; kısa sürede görürsü-nüz ki, kişi “irade” yönünden, yani bildiğini tatbik etme yönünden büyük mesafeler alır.Bu irade konusunda olduğu gibi, cimrilik konusunda, yumuşaklık konusunda, ilim konusunda, kısacası hemen her konuda böyledir.

Ancak bunun için de bu zikri veren kişinin, karşısındakinin beyin yapısını çok iyi bilmesi ge-rekir.Yani, o kişinin genel beyin programında hangi burç-ların ve hangi planetlerin pozisyonu nelerdir; hangi isim-lerin mânâları bu şekilde hangi nispetlerle açılmıştır; is-tidadı hangi konulardadır gibi soruların cevaplarını bilip, bunlara göre kişiye özel zikrin verilmesi gerekir!..“DUA ve ZİKİR” isimli kitabımızda bu hususta ge-rekli olan bütün bilgileri açıkladık.Zikir deyince, sadece bunlarla da kayıtlanmamak gere-kir ayrıca. Namazda okunan bütün âyetler, dualar ve tes-pihler hep zikir cümlesindendir.Namaz ise mümkün olduğunca dış dünyadan soyutla-narak tam bir konsantrasyon içinde okunan mânâları ruha yükleme yöntemidir. Namazı bir jimnastik gibi anlamak, tümüyle cahillikten ve meselenin içyüzünü görememekten kaynaklanan ilkel bir görüştür!..

Namaz esasen, tamamıyla öze; özünde mevcut olan Allâh’a yönelme olayıdır!.. Bundan mahrum olanlar ise, bu çalışma neticesinde kendilerinde ortaya çıkabilecek o kadar değerli şeylerden kendilerini yoksun bırakmaktadır-lar ki bunun dille anlatılması asla yeterli olamaz!..Namazın edâ edilmemesi, kişinin kendisi ile Allâh ara-sındaki bağın bir çeşit kopartılmasıdır ki, bunun mânâsınışöyle anlatmaya çalışalım. Kendini et-kemik, yaşamı da bu Dünya’dan ibaret sanan insan, ölüm ötesini bilmediği için hiçbir çalışma yapmaz!.. Bu yapmayış dolayısı ile de, varlığına konulmuş bulunan “Halife”lik hazinesi sandı-ğının kapağını açmaz ve içindeki eşsiz defi neyi çıkartıp kullanmaz ve nihayet sefalet içinde ölür gider. “Namaz”konusunu ve sırlarını detaylı bir şekilde “İSLÂM’IN TE-MEL ESASLARI” adlıkitabımızda okuyabilirsiniz.Düşünün bir insanı; kendisindeki sayısız özellikleri ortaya çıkartacak olan nesneyi değerlendirmekten mah-rumdur... Oysa ölüm ötesi yaşamda tüm sermayesi bu “halife”lik sandığının içine konulmuş bulunan defi nedir. Bu kişinin ölüm ötesindeki pişmanlık hâlini nasıl anlat-mak mümkün olabilir ki?..Şurasını kesin olarak bilelim ki; “ibadet”adı altında yapılan tüm fi iller tamamıyla kişinin ölüm ötesi yaşan-tısı için kendisinin ihtiyaç duyacağı ve oradan da temin edemeyeceği şeylerle alâkalıdır. Yoksa, yüz milyonlar kere yüz milyonlarca Güneş’in yer aldığı kâinatın “Mut-lak Mutasarrıf”ına karşı, birimin varlığı tek kelime ile “HİÇ”tir. Sen iman üzerine olup, doğumdan ölüme sec-dede olsan, O’na ne ekleyebilirsin?.. Ya da tüm yaşamın boyunca tepetaklak durup devamlı tükürsen ne olur?.. Ne olacak, tükürdüğün kendi yüzünü yıkar!..
 

ASİ

ASi
Yönetici
Üye
Katılım
Nis 16, 2019
Mesajlar
792
Tepkime puanı
207
Puanları
0
Konum
izmir
ABDEST TEMİZLİK İÇİN Mİ?

Abdest nedir, nedendir?..Bu soruya hemen herkesin vereceği cevap bellidir.“Temizlik için!..”Ya..? Öyle mi?..Eski deyişle “beş paralık aklı” olan biri, abdest almak,temizlik gayesi ile getirilmiş bir hüküm olsa idi “Elini toprağa sür de sonra topraklı elinle suratını, kollarınısıvazla” der miydi?..Gaye temizlik ise...Siz karşınızdakine, “elini toprağa bula da sonra su-ratını sıvazla” der misiniz?..Cevabınız elbette ki tek bir kelime değil mi?.. “Hayır!”Peki öyle ise şimdi gene soralım... Gaye temizlik değil ise, ne?..Nefesinizi tutun ve saatinize bakın. Kaç saniye soluk almadan durabileceksiniz?.. Bir iki dakikaya kadar uzana-biliyorsunuz değil mi?.. Peki denizin içine girip de nefe-sinizi tutarak kaç saniye durabiliyorsunuz suyun altında. 15-25 saniye civarında!.. Peki bu aradaki fark neden?.. Çünkü, suyun dışında iken bedeninizin tüm yüzey hücre-leri lokal oksijen alımı içinde de ondan. Oysa, suyun için-de iken bu yol kapanıyor ve sadece ciğerinizdeki oksijen ile baş başa kalıyorsunuz.

İşte bu oksijen alımı meselesinde olduğu üzere, kolu-nuzu ya da yüzünüzü su ile sıvazladığınız zaman, sıvazla-nan hücrelerden vücuda belli bir ölçüde elektrik takviyesi mevcuttur. Yani beyin, çalışması için gerekli elektriği kısa ve kolay yoldan bu şekilde temin etmiş olur. Bunun için de şarıl şarıl akan suya hiç ihtiyaç yoktur!.. Zira önemli olan o organlardaki hücrelerin suyla temas etmesidir. Fazlasızaten akar gider!..Gaye yıkanmak ise, kirden paklanmak ise fazla suya da ihtiyaç vardır. Ama abdest için, yüzey hücrelerin ıslanmasıyeterli miktardır.Evet, suyla abdest böyle, ya teyemmüm?.. Yani elini toprağa sürüp sonra yüzüne ve sonra gene toprağa sürüp, önce sağ ve sonra da sol koluna avucunu sürme?.. Üstelik elinin iç yarısını kolunun bir yanına sürerken, öbür yarı-sıyla kolunun dış yarısını sıvazlama... Yani aynı yerin üs-tünden geçmeme!..Bu defa ben söylemeden siz cevabı açıklayıvereceksi-niz:“Topraktan elektrik alma!.. Elektriği su yoluyla bu-lamadığın anda topraktaki elektrik ile beyne yardımcıolma. Bünyedeki statik elektriği topraklama vs. vs.”Evet, görülüyor ki, abdest olayında gaye temizlik değil, beynin elektrik ihtiyacının karşılanmasısöz ko-nusu.

Zaten, zaman zaman Rasûl-ü Ekrem’in bir bardak miktarı su ile bile abdest aldığından söz edilir ki, bu dahi olayın esasının temizlik gayesine matuf olmadığını işaret etmeye yeter Ben sık sık yıkanıyorum, abdest almaya ihtiyacım yok, ya da böylece elektrik alıyorum bu bana yeter; diyebile-ceklere...Arabaya benzini doldurdunuz ve olduğunuz yerde ça-lıştırıyorsunuz!.. Böylece nereye varırsınız ki?.. Elektriği yani enerjiyi beyne verdiniz; peki bu enerjiyi ne yönde ve nasıl kullanıyorsunuz?.. Beyni, ruha ve ölüm ötesine dö-nük bir şekilde enerji üretmesi için elektrikle takviye et-mek de mümkün. Aldığınız bu elektriği tamamıyla geçici dünya zevkleri için tüketip, öbür yanda bu enerjiye en çok ihtiyaç duyacağınız yerde şaşa kalmak ve pişmanlık içinde azap çekmek de mümkün!..Elde ettiğiniz enerjiyi nasıl ve ne yöne dönük olarak kullanıyorsunuz?..