Mezhebler Nasıl ve Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır?
Hazreti Peygamberimizin (sav) Asr-ı Saadetinde sahabenin bir kısmı devamlı olarak Allah Resulünün yanında kalıyor, Kur'an'ı ve hadisleri ezberliyor, onların manalarını iyice kavramaya çalışıyorlardı. Hazret-i Peygamber'in Kur'an'ın hükümlerini nasıl uyguladığını bizzat görüyor, ayetlerin iniş nedenlerini biliyorlardı.
Hazreti Peygamberimiz dünyasını değiştirdikten (ölümüden) sonra, bu sahabeler Mekke ve Medine dışına çıktılar, çeşitli İslam memleketlerine gittiler. Bunlar, gittikleri yerlerde Hicaz'dakinden farklı örf ve adetlere sahip insanlarla karşılaştılar. Halk gelip dini mes'eleleri kendilerine soruyor, onlar da o mes'ele hakkında Kur'an ve Sünnetin hükmünü bildiriyorlardı. Sorulan mes'ele hakkında Kur'an'da ve hadiste hüküm bulamazlarsa, o mes'elede ictihad edip mes'eleyi açıklığa kavuşturuyorlardı. Sahabe, gittikleri şehirlerde, hem hakim, hem müftü, hem vali, hem muallim durumunda idiler. Bulundukları yerde adeta birer ekol meydana getirmişlerdi. Birbirlerinden çok farklı yerlere dağıldıkları ve farklı örf ve adetlere sahip insanlar içinde yaşadıkları; bilgi, zeka ve kavrayış bakımından da aralarında farklar olduğu için, sorulan mes'eleler karşısında pek tabii olarak farklı ictihadlar, ayrı görüş ve kanaatlar ortaya çıkabiliyordu.
Bir sahabinin etrafında toplanan talebeleri, o sahabinin kendisinden sonra da onun sistemi ve metodu doğrultusunda ictihad yapmaya, kapalı olan mes'eleleri çözmeye, cem'iyette yeni ortaya çıkan durumlara hükümler bulmağa çalıştılar. Bu çalışmalar neticesinde, zamanla fıkhi mezhebler teşekkül etmeye başladı. Bazı mezhebler kendilerine fazla taraftar bulamadığı için, zaman içinde kaybolurken; bugünkü 4 büyük mezheb umumun teveccühünü kazanarak kuvvet buldu, yaygınlaştı ve günümüze kadar geldi.
Kaynak: Sorularla islamiyet
Hazreti Peygamberimizin (sav) Asr-ı Saadetinde sahabenin bir kısmı devamlı olarak Allah Resulünün yanında kalıyor, Kur'an'ı ve hadisleri ezberliyor, onların manalarını iyice kavramaya çalışıyorlardı. Hazret-i Peygamber'in Kur'an'ın hükümlerini nasıl uyguladığını bizzat görüyor, ayetlerin iniş nedenlerini biliyorlardı.
Hazreti Peygamberimiz dünyasını değiştirdikten (ölümüden) sonra, bu sahabeler Mekke ve Medine dışına çıktılar, çeşitli İslam memleketlerine gittiler. Bunlar, gittikleri yerlerde Hicaz'dakinden farklı örf ve adetlere sahip insanlarla karşılaştılar. Halk gelip dini mes'eleleri kendilerine soruyor, onlar da o mes'ele hakkında Kur'an ve Sünnetin hükmünü bildiriyorlardı. Sorulan mes'ele hakkında Kur'an'da ve hadiste hüküm bulamazlarsa, o mes'elede ictihad edip mes'eleyi açıklığa kavuşturuyorlardı. Sahabe, gittikleri şehirlerde, hem hakim, hem müftü, hem vali, hem muallim durumunda idiler. Bulundukları yerde adeta birer ekol meydana getirmişlerdi. Birbirlerinden çok farklı yerlere dağıldıkları ve farklı örf ve adetlere sahip insanlar içinde yaşadıkları; bilgi, zeka ve kavrayış bakımından da aralarında farklar olduğu için, sorulan mes'eleler karşısında pek tabii olarak farklı ictihadlar, ayrı görüş ve kanaatlar ortaya çıkabiliyordu.
Bir sahabinin etrafında toplanan talebeleri, o sahabinin kendisinden sonra da onun sistemi ve metodu doğrultusunda ictihad yapmaya, kapalı olan mes'eleleri çözmeye, cem'iyette yeni ortaya çıkan durumlara hükümler bulmağa çalıştılar. Bu çalışmalar neticesinde, zamanla fıkhi mezhebler teşekkül etmeye başladı. Bazı mezhebler kendilerine fazla taraftar bulamadığı için, zaman içinde kaybolurken; bugünkü 4 büyük mezheb umumun teveccühünü kazanarak kuvvet buldu, yaygınlaştı ve günümüze kadar geldi.
Kaynak: Sorularla islamiyet