Namazın Sünnetleri Nelerdir?

Admin

Administrator
Yönetici
Admin
Namazın Sünnetleri Nelerdir?

Maddeler halinde namazın sünnetleri.
Namazın sünnetleri; yapana sevap kazandıran, terk edene ceza gerektirmeyen, ancak kınama bulunan bir takım sözler ve fiillerdir. Bunlar terk edildiği zaman sehiv secdesi gerekmediği gibi, bilerek terk edilmeleri halinde bile namaz bozulmaz. Bilerek terketme durumunda kötü bir iş yapılmış olur. Ancak, sünnetlerin küçümsenmesi, anlamsız ve boş işle uğraşı sayılması kişiyi küfre düşürür. Çünkü sünnet, şer’ı delil ve hükümlerden ikincisini teşkil eder.

Sünnet, Rasulullah (s.a.s)’in namazı kılarken, farz ve vaciplerin dışında, bir özür bulunmadıkça devamlı olarak yaptığı okuyuş ve fiillerdir. Sübhanekeyi okumak, euzü-besmele çekmek, rüku ve secde tekbirlerini almak gibi. Namazın sünnetleri gibi bir takım adabı vardır. Namazda edeb müstehap anlamında olup, Rasulullah (s.a.s)’ın, devamlı yapmayarak, ara sıra işlediği söz ve fiillerdir. Rüku ve secdede üçten fazla tesbih getirmek, normal kıraatin üzerine ilave yapmak gibi. Temelde sünnetler namazların vaciplerini, müstehaplar ise sünnetleri tamamlayan söz ve fiillerdir.
 
NAMAZIN SÜNNETLERİ

Namazın sünnetleri şunlardır:

1) Beş vakit namaz ile cuma namazı için ezan ve kamet okumak sünnettir.

Cemaatle kılınacak farz namazlar için ezan ve kamet sünnet olduğu gibi, yine cemaatle kılınacak olan kaza namazları için de sünnettir.

Birden çok namaz cemaatle kaza edileceği vakit, bunlardan yalnız ilk kılınacak namaz için ezan okunur, sonra gerek bu namaz için ve gerek bunun arkasından kılınacak diğer kaza namazları için birer kamet ile yetinilir.

Kendi evinde tek başına namaz kılacak erkekler için ezan ile kamet müstehaptır. Gerek yolcu için ve gerekse cemaatle namaz kılacak olanlar için ezan ve kameti terk etmek ise mekruhtur.

Cuma günü şehirde bulundukları halde bir özür nedeniyle cuma namazını kılamayanlara, öğle namazını kılarken ezan ve kamet gerekmez. Kadınlar için de ezan ve kamet sünnet değildir.

2) İftitah tekbiri için elleri yukarıya kaldırmak sünnettir. Erkekler ellerini baş parmakları kulaklarının yumuşaklarına değecek kadar, kadınlar ise, parmaklarının uçları omuzlarının hizasına kavuşacak şekilde göğüslerinin önüne kaldırıp, o durumda iken “Allahu ekber” derler. Kadınların ellerini omuz hizasına kadar kaldırması, tessettüre daha uygun düşmesi yüzündendir. Ellerin içleri kıbleye veya birbirine dönük bulunabilir. Parmakları kendi haline bırakıp ne bitiştirmek ve ne de ayırmak gerekir.

Hanefıler bu konuda aşağıdaki hadislere dayanırlar: Vail İbn Hucr (r.a.) Rasulullah (s.a.s)’ın namazın başında iki elini kaldırıp tekbir alırken ve ellerini kulaklarının yumuşağına temas edecek şekilde tutarken gördüğünü nakletmiştir. Bera’ İbn azib (r.a) şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s) namaz kıldığı zaman ellerini baş parmakları kulakları hizasında olacak şekilde kaldırıyordu.” Enes (r.a) de şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s)’ı şu şekilde gördüm: Tekbir aldı ve baş parmaklarını kulaklarının hizasına kaldırdı.”

Şafiı ve Malikılere göre, erkekler ellerini yalnız omuzlarının hizasına kadar kaldırırlar. Dayandıkları delil, Abdullah İbn Ömer (r. anhüma)’nın naklettiği şu hadistir: “Rasulullah (s.a.s) namaza başlarken, iki elini omuz hizasına kadar kaldırırdı.” Hanbelıler bu farklı hadisleri dikkate alarak, isteyenin ellerini omuz hizasına, isteyenin de kulak hizasına kaldırabileceğini söylemişlerdir.

Şafiı ve Hanbelılere göre, elleri rükua eğilirken ve rükudan doğrulurken de kaldırmak sünnettir. Delil, İbn Ömer (r.a)’den nakledilen şu hadistir: “Nebi (s.a.s) namaza kalktığı zaman, iki elini omuz hizasına kadar kaldırır, sonra tekbir alırdı. Rüku yapmak isteyince yine ellerini bunun gibi kaldırırdı. Rükudan başını kaldırınca da ellerini yine bu şekilde kaldırır ve şöyle derdi:

“Semi allahü limen hamideh. Rabbena ve leke’l-hamd (Allah, kendisini öven kimsenin övgüsünü işitir. Ey Rabbimiz, övgü yalnız sana aittir.)”
 
Son düzenleme:
İKİ: ftitah tekbiri için elleri yukarıya kaldırmak sünnettir. Erkekler ellerini baş parmakları kulaklarının yumuşaklarına değecek kadar, kadınlar ise, parmaklarının uçları omuzlarının hizasına kavuşacak şekilde göğüslerinin önüne kaldırıp, o durumda iken “Allahu ekber” derler. Kadınların ellerini omuz hizasına kadar kaldırması, tessettüre daha uygun düşmesi yüzündendir. Ellerin içleri kıbleye veya birbirine dönük bulunabilir. Parmakları kendi haline bırakıp ne bitiştirmek ve ne de ayırmak gerekir.

Hanefıler bu konuda aşağıdaki hadislere dayanırlar: Vail İbn Hucr (r.a.) Rasulullah (s.a.s)’ın namazın başında iki elini kaldırıp tekbir alırken ve ellerini kulaklarının yumuşağına temas edecek şekilde tutarken gördüğünü nakletmiştir. Bera’ İbn azib (r.a) şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s) namaz kıldığı zaman ellerini baş parmakları kulakları hizasında olacak şekilde kaldırıyordu.” Enes (r.a) de şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s)’ı şu şekilde gördüm: Tekbir aldı ve baş parmaklarını kulaklarının hizasına kaldırdı.”

Şafiı ve Malikılere göre, erkekler ellerini yalnız omuzlarının hizasına kadar kaldırırlar. Dayandıkları delil, Abdullah İbn Ömer (r. anhüma)’nın naklettiği şu hadistir: “Rasulullah (s.a.s) namaza başlarken, iki elini omuz hizasına kadar kaldırırdı.” Hanbelıler bu farklı hadisleri dikkate alarak, isteyenin ellerini omuz hizasına, isteyenin de kulak hizasına kaldırabileceğini söylemişlerdir.

Şafiı ve Hanbelılere göre, elleri rükua eğilirken ve rükudan doğrulurken de kaldırmak sünnettir. Delil, İbn Ömer (r.a)’den nakledilen şu hadistir: “Nebi (s.a.s) namaza kalktığı zaman, iki elini omuz hizasına kadar kaldırır, sonra tekbir alırdı. Rüku yapmak isteyince yine ellerini bunun gibi kaldırırdı. Rükudan başını kaldırınca da ellerini yine bu şekilde kaldırır ve şöyle derdi:

“Semi allahü limen hamideh. Rabbena ve leke’l-hamd (Allah, kendisini öven kimsenin övgüsünü işitir. Ey Rabbimiz, övgü yalnız sana aittir.)”
 
Son düzenleme:
ÜÇ: İmama uyanın iftitah tekbirinin, imamın tekbirine yakın olması. Ancak imama uyanın tekbirinin, imamınkinden sonra olması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber, namazı öğrettiği sahabiye, “İmam tekbir alınca sen de tekbir al” buyurmuştur.

DÖRT: İftitah tekbirinin hemen ardından el bağlamak. Erkekler göbek altından ve kadınlar göğüs üstünden el bağlarlar. Hz. Ali’den rivayete göre şöyle demiştir: “Sağ elin sol el üzerine göbeğin altına konması sünnettendir.”

Kabisa İbn Hulb (r.a)’ın babasından rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.s) bize imam olur ve namazda sol elini sağ eliyle tutardı.” Sehl İbn Sa’d (r.a) şöyle rivayet etmiştir: “İnsanlar, namaz kılarken, sağ ellerini sol elleri üzerine koymakla emrolunurlardı.”

Elin konulma şekli şöyledir: Sağ elin iç kısmı, sol elin üst kısmı üzerine konur. Böylece baş parmak ile küçük parmak bilek üzerinde halka yapılır. Kadınlar ise iki elini göğsü üzerine halka yapmaksızın koyarlar. Çünkü bu durum kadınların tesettürleri ile uyum sağlar.

Şafiıler’e göre, iki elin kadınlarda göğüs üzerine, erkeklerde ise göbeğin üstüne konulması müstehaptır. Çünkü insanın kalbi soldadır, böylece eller en şerefli bir organ üzerine konulmuş olur.

Malikılere göre, namazda iki elin vakarlı bir şekilde yanlara salıverilmesi menduptur. Ancak nafile namazlarda ellerin göğüs üzerinde bağlanıp tutulması caizdir. Fakat farz namazlarda el bağlamak mekruhtur. Çünkü bu durum bir yere dayanmak gibidir. Ancak el bağlama, sünnet olduğuna inanılarak yapılırsa mekruh olmaz.
 
Son düzenleme:
BEŞ: Sübhaneke okumak. İftitah tekbirinden sonra gizlice “sena” duasını okumak sünnettir. Bu dua şöyledir:

“Sübhanekellahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve teala ceddüke vela ilahe gayruk”

Anlamı: “Ey Allah’ım, seni tesbih ve tenzih eder, sana hamdü senada bulunurum. Senin mukaddes ismin mübarektir ve senin azamet ve celalin pek yüksektir. Senden başka hiçbir ilah yoktur.” Delil; Hz. aişe (r. anha)’ın, Allah Elçisi’nin namaza başlarken “Sübhaneke” övgü duasını okuduğunu nakletmiş olmasıdır
Fatiha’dan önce gizli olarak “euzü-besmele” okunması ve diğer rekatlarda Fatiha’dan önce yalnız besmele okunması sünnettir. Euzü-besmele şudur:

“Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racım- بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ Bismillahirrahmanirrahım (İlahı rahmetten kovulmuş olan şeytandan Allah’a sığınırım - çok esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adı ile başlarım)”. Euzü çekmenin delili şu ayettir: “Kur’an okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.”

Bu konuda imamla, namazı tek başına kılan kişi arasında fark yoktur. Ancak imama uyan kimse Fatiha’yı okumayacağı için euzü-besmele de okumaz.

Her rekatta Fatiha’dan önce besmele okumak sağlam görülen başka bir görüşe göre ise vaciptir. Fatiha’dan sonra okunacak surelerin baş taraflarında besmele okunmaz. Yalnız İmam Muhammed’e göre, gizli kılınacak namazlarda bu surelerin başında da besmele okunur.
 
Son düzenleme:
ALTI ) Fatiha’dan sonra gizlice “amın (dualarımızı kabul buyur)” denilmesi sünnettir. Ebu Hureyre’den rivayete göre, Allah Elçisi şöyle buyurmuştur: “İmam amin dediği zaman, siz de amin deyin. Çünkü bir kimsenin amin demesi, meleklerin amin demesine denk gelirse onun geçmiş günahları bağışlanır.”

Abdullah İbn Mes’ud (r. anhüma)’dan şöyle dediği nakledilmiştir: “Dört şey vardır ki, imam onları gizli yapar: Euzü çekmek, besmele çekmek, amin demek, tahmıd’de bulunmak, yani رَبَّنَا َلَكَ الْحَمْدُ Rabbena leke’l-hamd, demek.”

YEDİ) İmam olan kimsenin tekbirleri ve rükudan kalkarken, “semiallahü limen hamideh (Allah, kendisini öven kimsenin övgüsünü işitir)” cümlesini ve namazın sonunda iki tarafa vereceği selamı, sesini cemaate duyuracak şekilde açıktan yapması sünnet olduğu gibi, imama uyanların da, rükudan kalkarken gizlice; “Rabbena leke’l-hamd (Ey Rabbimiz! Hamd, övgü yalnız sanadır)” demesi, tekbirler ile selamı gizlice yapması sünnettir.

Tek başına namaz kılan kimse, rükudan kalkarken hem “semi allahü limen hamideh”, hem de “Rabbena leke’l-hamd” der.

Açıktan okumanın en azı; yakınında olmayanlara, mesela; ilk saftakilere işittirecek kadar sesli okumaktır. Bir iki kişinin işitmesi yeterli olmaz. Gizli okumakta ise en az sınır; kendisinin veya yakınında bulunan bir veya iki kişinin işitmesidir.
 
Son düzenleme:
SEKİZ) Rüku ve secdeye eğilip kalkarken alınan tekbirler sünnettir. Kıyamdan rükua ve secdelere gidilirken veya secdeden kalkıp yine secdeye giderken “Allahuekber” denilmesi sünnettir. Abdullah İbn Mes’ud (r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s.a.s)’ın her kalkış ve eğilişlerinde, kıyam ve oturuşlarında tekbir getirdiğini işittim.” Ancak rükudan kalkarken tekbir yerine “semiallahü limen hamideh” denilir.

DOKUZ) Rükudan doğrulurken; “semiallahü limen hamideh”, arkasından da; “Rabbena leke’l-hamd” denilmesi sünnettir. Bunlardan birincisine “tesmi’”, ikincisine “tahmıd” denir. İmam tesmi’i sesli, tahmıdi ise gizli olarak söyler. İmama uyan kimse sadece gizli olarak “Rabbena leke’l-hamd” demekle yetinir. Tek başına namaz kılan her ikisini de gizli söyler.

Enes (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “İmam, semiallahü limen hamideh, deyince sizler, Rabbena leke’l-hamd, deyiniz.”

ON) Kıyamda bir özür bulunmadığı takdirde iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak sünnettir. Çünkü bu durum huşua daha yakındır. Şafiılere göre, iki ayak arası bir karış kadar açılır.

ONBİR Rüku halinde erkeklerin elleriyle, parmak araları serbest bırakılarak dizlerini tutmaları sünnettir. Kadınlar bu durumda, ellerini dizleri üzerine koymakla yetinirler. Yine rükuda erkeklerin bacaklarını dik tutmaları, başın sırt hizasından yukarı kaldırılmaması, aşağı doğru da eğilmemesi ve erkeklerin pazularını böğürlerine bitiştirmemeleri sünnettir. Kadınların dizleri biraz bükük bulunur. Bununla onların arkaları, biraz yukarıya meyilli bulunmuş olur.
 
Son düzenleme:
12) Rüku ve secde tesbihleri sünnettir. Rükuda üç kere, “sübhane Rabbiye’l-azım (Yüce olan Rabb’imin adını tesbih ve tenzih ederim.)” demek sünnettir. Çünkü, “Yüce olan Rabb’inin adını tesbih et” ayeti inince, Allah’ın Elçisi, “Siz rükuunuzda bunu söyleyiniz.” buyurmuştur Diğer yandan secdede üç kere, “sübhane Rabb’iye’l-a’la (En yüce Rabb’imi tesbih ederim)” demek sünnettir. Çünkü, “Sebbihısme Rabb’ike’l-a’la (En yüce Rabb’inin adını tesbih et!)” ayeti inince, Allah Rasulü’nün, ashabına, “Siz de bunu, namazlarınızın secdesinde söyleyin”, buyurduğu nakledilmiştir.

Huzeyfe (r.a)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber ile namaz kıldım. Rükuda “sübhane rabbiye’l-azim”, secdede “sübhane rabbiye’l-a’la” derdi. Okuyuşu sırasında rahmet ayeti geçince, orada durur ve Allah’tan rahmet ister, azap ayeti gelince de, Allah’a sığınırdı.” İbn Mes’ud (r.a)’in naklettiğine göre Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri rükua vardığı zaman, üç kere “sübhane rabbiye’l-azim” desin. Bu sayı tesbihin en az ölçüsüdür.”

Malikıler’e göre rüku ve secdede tesbih sayısının bir sınırı yoktur.

13) Secde oturuşları ile teşehhüt oturuşlarında sol ayağı yere yatırıp sağ ayağı dikmek ve ayak parmaklarını kıbleye yöneltmek sünnettir. Kadınlar sol ayaklarını sağ taraflarına yatık bulundurarak yere otururlar. Bu oturmaya “teverrük” denir. Çünkü bu durum kadının örtünmesine yardımcı olur.

14) Secdeye varılırken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak, secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra da dizlerin üzerine koyarak elleri yerden kaldırmak sünnettir. Özrü yüzünden bunu yapamayanların, elleriyle yere dayanarak kalkmaları caiz olur.

Vail İbn Hucr (r.a) şöyle demiştir: “Ben, Rasulullah (s.a.s)’in, secdeye gittiği zaman dizlerini ellerinden önce yere koyduğunu, kalkınca da ellerini dizlerinden önce kaldırdığını gördüm.”

Malikılere göre ise secdeye giderken önce eller sonra dizler yere konur. Secdeden kalkarken de önce dizler, sonra eller kaldırılır. Delilleri, Ebu Hureyre (r.a)’den nakledilen şu hadistir: “Sizden biri secde ettiği zaman develerin çöküşü gibi çökmesin, önce iki elini sonra iki dizini yere koysun.”

Namazdaki bazı hareketlerin farklı şekilde Allah Elçisi’nden rivayet edilmesi ümmet için bir kolaylıktır. Sağlığı elverişli olmayıp elleriyle yere dayanmak ihtiyacını duyan mü’minler temelde bu ikinci hadis-i şerife uymuş olurlar.
 
Son düzenleme:
15) Oturuşlarda veya secde arası celsede, elleri uyluklar üzerine koymak sünnettir. Namaz kılan kişi teşehhütte ve secde arası oturmalarda sağ elini sağ uyluğu, sol elini sol uyluğu üzerine koyar. Parmaklar az açılarak uçları dizlerin üzerine gelecek şekilde konulur. Fakat sağlam görüşe göre, ellerle diz kapakları tutulmaz. Çünkü bunda zorluk vardır.

Vail İbn Hucr (r.a) Rasulullah (s.a.s)’ın namaz kılışını anlatırken şöyle demiştir: “Sonra oturup sol ayağını yere yatırdı ve sol elinin avuç kısmını uyluğu üzerine ve sol dizi üzerine koydu. Sağ dirseğini sağ uyluğunun hizasına getirdi.”

16) Oturuşlarda tehıyyatı okurken “la ilahe” denilince, sağ elin şehadet parmağı kaldırılıp, “illallah” denirken indirilmesi sünnettir. Bu halde parmak ile orta parmak halka yapılıp, diğer iki parmak bükülmelidir. Bu işaretle, Allah’tan başka hiç bir ilah bulunmadığı teyit edilmiş olur. Delil, Vail İbn Hucr (r.a)’den rivayet edilen hadisin devamındaki, “Allah’ın Elçisi, (namazda tehıyyatı okurken) parmaklarından ikisini yumarak halka şekline getirdi, sonra şehadet parmağını kaldırdı ve bu parmağını hareket ettirdiğini gördüm, dua ediyordu.” ifadesidir.

17) Farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında Fatiha okumak sağlam görüşe göre sünnettir. Buna bir sure ilavesinde de bir sakınca bulunmaz. Çünkü bu iki rekatta kıraat bir sınır belirlenmeksizin meşru kılınmıştır. Hanefıler dışındaki çoğunluğa göre, Fatiha’nın son iki rekatta da okunması farzdır.

Hanefılerin dayandığı delil, Fatiha’nın namazda tayin edilmemiş olması ve hangi yerinde olursa olsun namazda Kur’an’dan bir ayet okumanın yeterli oluşudur. “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun” [29] ayeti ile, namazını kötü bir şekilde kılan kişi hakkındaki; “Sonra Kur’an’dan kolayına geleni oku” hadisi, bunun delilleridir.
 
Son düzenleme:
18) Farzların, vitir namazının ve müekked sünnetlerin son oturuşlarında, gayri müekked sünnetler ile diğer nafile namazların da her oturuşunda tehıyyattan sonra Hz. Peygamber’e ve aline salevat getirmek sünnettir.

“Salli-barik” duaları diye kısaltılan, namazlardaki salevatın başlangıcını Ka’b İbn Ucre (r.a) şöyle anlatır: “Hz. Peygamber bizim yanımıza geldi. Biz dedik ki: “Ey Allah’ın Rasulü! Allah bize, sana nasıl selam vereceğimizi bildirdi. Sen de bize, sana nasıl salat getireceğimizi öğret. Bunun üzerine bize salat dualarını şöyle öğretti:

“Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin, kema salleyte ala İbrahıme ve ala ali İbrahıme, inneke hamıdun mecıd.

Ve barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammedin, kema barekte ala İbrahıme ve ala ali İbrahıme, inneke hamıdun mecıd.”

“Ey Allahım! Peygamberimiz Muhammed’e ve O’nun ailesine salat et, onların şeref ve kadrini yücelt, Hz. İbrahim ve ailesine salat ettiğin gibi. Ve yine Muhammed’i ve ailesini mübarek kıl, onların feyiz ve bereketlerini daima arttır, Hz. İbrahim ve ailesini mübarek kıldığın gibi. Şüphe yok ki sen hamıdsin, mecıdsin, bütün övgü, azamet ve celal sana aittir.”

Hz. İbrahim ile ilgili bu salli-barik dualarının okunduğu namazlarda, Muhammed ve İbrahim isimlerinden önce, “efendimiz, büyüğümüz” anlamındaki “seyyidina” lafzını ilave etmek mendup sayılmıştır.

Burada, İbrahim (a.s)’in özel olarak zikredilmesi, rahmet ve bereketin onun üzerinde birleşmesi yüzündendir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, meleklerin Hz. İbrahim’in ailesine hitaben; “Ey ev halkı! Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinizdedir” dedikleri belirtilir.

Hz. Muhammed’in ali; Haşim ve Abdulmuttalib oğulları kabileleridir. İbrahim (s.a.s)’in ali ise; İsmail, İshak ve onların evlatlarıdır. [33] Namaz dışında Hz. Peygamber’e salevat getirmek vacip değil, menduptur. Ömründe bir defa salevat getirmek farz, Hz. Peygamber’in adı anıldıkça salevatın tekrarlanması ise müstehaptır.
 
Son düzenleme:
19) Bütün namazların son oturuşlarında tehıyyat ve salli-barik dualarından sonra, iki tarafa selam vermeden önce dua edilmesi sünnettir. Bu duanın Kur’an-ı Kerim ayetlerinden seçilmesi veya bunlara benzemesi daha uygundur. İnsanlardan istenecek şeyler konusunda namazda dua edilmez. Mesela; “Ey Rabb’im! Bana dünya malı ver, şu kadar para ver” denilmesi caiz görülmez. Namazların sonunda mutat olarak dua niyetiyle;

“Rabbena atina fı’d-dünya haseneten ve fı’l-ahireti haseneten ve kına azabe’n-nar”

(Anlamı: Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir iyilik, ahirette de bir iyilik ver ve bizi ateş azabından koru) ayeti okunur.

20) Namazın sonunda “es-selamü aleyküm ve rahmetullah” diyerek selam verirken yüzün önce sağa, sonra sola döndürülmesi sünnettir. Namaz kılan kimse, sağına ve soluna selam verirken sağında ve solunda bulunan insan, cin ve meleklere selam vermeye niyet eder. İmam da kendisine uyanlara selam vermeye niyet eder. Cemaat, imamın sağında ise, birinci selamda imamın selamını almaya, eğer solunda ise ikinci selamda, selam almaya niyet eder.

Sa’d İbn Ebı Vakkas (r.a)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rasulullah (s.a.s) sağına ve soluna selam verirken yanağının beyazlığını görürdüm”
Malikıler, selama “ve berekatüh” lafzını da ilave ederler.

Hz. aişe’den rivayete göre, Allah’ın Rasulü, namazın sonunda selam verince hemen kalkmaz ve şöyle derdi: “Allahümme ente’s-selamu ve minke’s-selam. Tebarekte ya za’l-celali ve’l-ikram” [37] (Anlamı: Ey Allah’ım! Sen selamsın, selam sendendir. Ey celal ve ikram sahibi, sen ne yücesin!). Ümmü Seleme (r. anha) ise, Allah Elçisi’nin sabah namazını kılıp selam verince şöyle dua ettiğini nakletmiştir: “Allahümme, innı es’lüke ılmen nafian ve rızkan vasian ve amelen mütekabbelen.” [38] (Anlamı: Ey Allah’ım! Senden yararlı ilim, geniş rızık ve kabul olunan amel isitiyorum).
 
Son düzenleme:
21) Sütre edinmek sünnettir. Başkaları tarafından önünden geçilmesine engel olmak için, namaz kılan kimsenin önüne koyduğu şeye “sütre” denir.

Sütrenin dayandığı delil şu hadistir: “Sizden biri namaz kıldığı zaman, bir sütreye doğru kılsın ve bu sütreye yakın dursun, önünden hiç kimsenin geçmesine izin vermesin. Eğer biri önünden geçmek isterse ona karşı koysun”

İmam veya tek başına namaz kılanlar için, farz veya nafile namazlarda sütre edinmek, sadece secde yerinden başkalarının geçmesinden korkulması durumunda, mendup olur. İmamın sütresi cemaat için de yeterlidir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s) Mekke’de, Batha denilen yerde, uzunca bir sopaya doğru namaz kılmıştı. Cemaatin herhangi bir sütresi yoktu. Namaz kılan kişinin, önünden kimsenin geçmeyeceğinden emin olması durumunda, sütreyi terk etmesinde bir sakınca yoktur.

Namaz kılanın önünden geçmek mekruhtur. Böyle bir kişiye engel olmak, İslam’ın ilk dönemlerinde mübah iken bu hüküm sonradan neshedilmiştir

Namaz kılanın önünden geçecek kimseye engel olmak için, sadece “sübhanallah” demesi veya el, göz yahut baş işaretiyle uyarması mümkün ve caizdir. Sütre, namaz kılanın gözlerini sütrenin gerisinden men eder ve dikkatinin namaz üzerinde toplanmasına yardımcı olur.

Dipnotlar:

[1] Geniş bilgi için “Ezan” ve “Kamet” konusuna bk. [2] Buharı, Amel fi’s-Salat, 316; Müslim, Salat, 21-25; Ebu Davud, Salat, 115; Tirmizı, Salat, 63. [3] Buharı, Mevakıt, 24; Müslim, Mesacid, 225; Ebu Davud, Salat, 115, 116, 178, 181; İbn Mace, İkame, 15. [4] Ebu Davud, Salat, 115, 116, 176; İbn Mace, İkame, 15; Nesaı, İftitah, 4, 5, 11, Sehv, 31. [5] Müslim, Salat, 21, 25, 26; Ebu Davud, Salat, 115; İbn Mace, İkame, 15, 72; Tirmizı, Salat, 76, 110. [6] Şevkanı, Neylü’l-Evtar, II, 179-182; Zühaylı, age, I, 683, 684. [7] Müslim, Salat, 21, 25, 26; Ebu Davud, Salat, 115; Tirmizı, Salat, 76, 110. [8] Buharı, Salat, 18, Ezan, 82, 128; Müslim, Salat, 62, 77, 86, 89. [9] Ebu Davud, Salat, 118; A. İbn Hanbel, I, 110; Zühaylı, age, I, 687. [10] Buharı, İstiska, 19; Müslim, Cihad, 86; Nesaı, İftitah, 9; İbn Mace, İkame, 3. [11] Buharı, Ezan, 87, Salat, 88; Müslim, Salat, 55; Tirmizı, Mevakıt, 103, 104. [12] Zühaylı, age, ı, 687, 688. [13] Ebu Davud, Salat, 120, H. No: 776; Tirmizı, Salat, 65, H. No: 243; Nesaı, İftitah, 18, H. No: 898. [14] Nahl, 16/98. [15] Buharı, Ezan, 111, 112; Deavat, 64, Müslim, Salat, 72; Tirmizı, Salat, 71; Nesaı, İftitah, 33. [16] İbnu’l-Hümam, Fethu’l-Kadır, I, 204. [17] Buharı, Ezan, 116; Tirmizı, Salat, 74; Nesaı, Tatbik, 34, 90, 94, Sehv, 70; Darimı, Salat, 40. [18] Buharı, Ezan, 52, 74, 82, Bedü’l-Halk, 7; Müslim, Salat, 71; Ebu Davud, Salat, 140. [19] Vakıa, 56/96. [20] bk. Ebu Davud, Salat, 147; İbn Mace, İkamet, 20; Darimı, Salat, 69; A. İbn Hanbel, IV, 155;. Elmalılı, age., IX, 139. [21] A’la, 87/1. [22] bk. Ebu Davud, Salat, 147; İbn Mace, İkamet, 20; Darimı, Salat, 69; A. İbn Hanbel, IV, 155; Elmalılı, age, IX, 139. [23] Ebu Davud, Salat, 147, 149; İbn Mace, İkame, 20. [24] bk. Nesaı, Tatbik, 9; İbn Mace, İkame, 20. [25] Tirmizı, Salat, 84; Ebu Davud, Salat, 137; Nesaı, Tatbik, 38, 93. [26] Ebu Davud, Salat, 137; A. İbn Hanbel, II, 381. [27] Ebu Davud, Salat, 115; Tirmizı, Salat, 106; Nesaı, İftitah, 11, Sehv, 31, 34; A. İbn Hanbel, IV, 316, 318. [28] Ebu Davud, Salat, 115; Tirmizı, Salat, 106; Nesaı, İftitah, 11, Sehv, 31, 34; A. İbn Hanbel, IV, 316, 318. [29] Müzzemmil, 73/20. [30] Buharı, Ezan, 95, 122; Müslim, Salat, 45; Tirmizı, Mevakıt, 110. [31] Buharı, Tefsıru Sure, 33/10, Enbiya, 10, Deavat, 31, 32; Müslim, Salat, 65, 66, 69; Tirmizı, Tefsıru Sure 33/23; Vitir, 20; Ebu Davud, Salat, 179; Nesaı, Sehv, 49, 50-54; İbn Hanbel, I, 162, III, 47, IV, 118, 241. [32] Hud, 11/73. [33] İbn abidın, Reddü’l-Muhtar I, 479; Zühaylı, age, I, 719-721. [34] İbn abidın, age, I, 480; Zeylaı, Tebyınü’l-Hakaik, I, 108. [35] Bakara, 2/201. [36] Ebu Davud, Salat, 184; Nesaı, Tatbik, 83; A. İbn Hanbel, I, 172, 181, 408, IV, 193. [37] İbn Mace, İkame, 32, H. No: 925. [38] İbn Mace, İkame, 32, H. No: 925. [39] bk. Buharı, Salat, 90; Ebu Davud, Salat, 106, 107, 109; Tirmizı, Mevakıt, 133. [40] Zeylaı, Nasbu’r-Raye, I, 84. [41] bk. Kasanı, Bedayı, I, 217; İbnü’l-Hümam, age, I, 287 vd; İbn abidin, age, I, 594; Zühaylı, age,I, 752 vd.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları
 
Son düzenleme:
Geri
Üst