Niyet, Amelden Üstündür | İslami Forum, Dini Forum, İslami Forum Sitesi

Niyet, Amelden Üstündür

Admin

Administrator
Yönetici
Admin
Katılım
Nis 14, 2019
Mesajlar
1,003
Tepkime puanı
59
Puanları
0
Niyet Amelden Üstündür

602

Gönlündeki halisane ve samimı niyetle tasaddukta bulunan kişi; zahiren verilmemesi gereken yerlere verdiği halde, Allah onu isabet ettirmiştir.
Sami Efendi -kuddise sirruhû- Hazretleri’nin şu hatırasında görmekteyiz:

Bir Anadolu yolculukları esnasında, bir kişi otomobilin önüne çıkarak Hazret-i Pır’den sigara parası ister.

Bazı yol arkadaşlarının muhalefetlerine rağmen, Sami Efendi Hazretleri;

“–Mademki istiyor, vermek lazım!” diyerek hiç düşünmeden etrafındakilerin şaşkın bakışları arasında adamın istediği parayı uzatıverir. Sevinçle parayı alan fakir, bir anda niyetini değiştirip;

“–Şimdi gidip bununla ekmek alacağım.” diyerek oradan ayrılır.

Buradaki hikmet şudur ki;

Paranın kaderi, geldiği yere nisbetle gerçekleşir.

Helalden kazanıldıysa, helale ve infaka doğru gider.
Haramdan geldiyse, şerre ve harama harcanır. İnfak nasıb olmaz.
Kazancın menşei karışık ise, gittiği yer de öyle karışık olur.
 

Admin

Administrator
Yönetici
Admin
Katılım
Nis 14, 2019
Mesajlar
1,003
Tepkime puanı
59
Puanları
0
GÖNLÜN KİMDE KARAR KILIYORSA

Şu kıssa, bu hakikatin en güzel ifadesidir.

Hak dostlarından Ebû Abbas Nihavendı -rahmetullahi aleyh-’e, ticaretle meşgul olan zengin talebelerinden biri gelerek zekatını kime vermesinin daha uygun olacağını sorar.

O da;
“–Gönlün kimde karar kılıyorsa ona ver!” buyurur.

Üstadının yanından ayrılan talebe, yolu üzerinde dilenmekte olan bir ama görür. Gönlü ona ısınır. Zekatı olan bir kese altını çıkarıp verir. Keseyi eliyle şöyle bir yoklayan ama sevinçle hemen oradan ayrılır.

Ertesi gün aynı yerden geçen talebe, bir önceki gün kendisine zekat verdiği amayı, pek neşeli bir sûrette başka bir ama ile konuşurken görür. ama hem de öylesine neşelidir ki, yanındaki arkadaşı ile aralarındaki konuşma, bu sebeple uzak mesafeden dahı rahatlıkla duyulacak derecede yüksek perdeden gerçekleşmektedir. Talebe de gayr-i ihtiyarı şu cümlelere kulak misafiri olur:

“–Biliyor musun, dün bana bir beyzade tam bir kese altın verdi. Ben de hiç vakit kaybetmeden meyhaneye gidip bir güzel demlendim…”

Duyduğu bu ifadeler talebenin çok canını sıkar. Doğruca Ebû Abbas Hazretleri’nin huzûruna varır. Hadiseyi tam arz edecektir ki, Ebû Abbas Hazretleri onun konuşmasına fırsat dahı vermeden, sattığı külahının karşılığı olan bir akçeyi infak etmesi için kendisine uzatıp, önüne çıkan ilk kişiye bu akçeyi vermesini tembihler.

Talebe, bir şey diyemeden verilen vazifeyi derhal ıfa etmek üzere oradan ayrılır. Kendisine tembihlendiği gibi, karşısına çıkan ilk kişiye o akçeyi verir. Ancak içini kemiren büyük bir merakla, o şahsı takibe koyulur. Adamcağız, biraz ilerideki bir harabeye girer. Sonra elbisesinin altından ölü bir keklik çıkarıp yere bırakır. Tam oradan ayrılacaktır ki, talebe önüne geçip sorar:

“–Ey yiğit! Allah için doğruyu söyle, bu ne haldir! Şuraya attığın ölü keklik de neyin nesidir?”

Adamcağız, kendisine akçeyi veren şahsı karşısında görünce heyecandan kekeleyerek şunları söyler:

“–Yedi gündür, bir şey bulup da çoluk-çocuğuma yediremedim. Ben ve hanımım sabrediyorduk, ama çocuklarımın artık açlığa tahammülleri kalmamıştı. Buna rağmen dilenip insanlardan bir şey istemek, asla yapamayacağım bir işti. Bu ızdırap içinde kıvranırken; senin görmüş olduğun, çürümeye yüz tutmuş o ölü kekliği buldum. Zarûret sebebiyle onu yemeleri için çocuklarıma götürecektim. İçimden de Allah’a yalvarıyor;

«Ya Rab, halime inayet eyle!» diye niyaz ediyordum ki, sen karşıma çıkıp o bir akçeyi verdin. Ben de Rabbim’e şükrederek, yenilemeyecek durumda olan o kekliği bu mezbeleliğe bıraktım. Şimdi pazara gidecek ve verdiğin bir akçeyle yiyecek bir şeyler alacağım…”

Bu hale şaşırıp kalan talebe, derhal Ebû Abbas Hazretleri’nin yanına gelir. Hazret-i Pır, yine talebesinin bir şey söylemesine mahal vermeden şöyle buyurur:

“–Evladım! Demek ki sen, kazancına şüpheli veya haram bir şeyin karışıp karışmadığına dikkat etmemişsin. Bu yüzden de verdiğin muhtaca dikkat ettiğin halde, zekatın şaraba gitti.

Zira kazanılan şeyler, nereden ve nasıl elde edilmişse, benzer şekilde elden çıkar. Nitekim senin bir kese altınına mukabil benim bir tek akçemin salih bir insanın eline geçmesi de, onun helalliğinden kaynaklanmaktadır…”

Bu halin manen ızahı sadedinde şu hadıs-i kudsıdeki hakikati hatırlayabiliriz:

“Kulum, Bana en çok kendisine emrettiğim farzları ıfa ederek yaklaşır. Farzlara ilaveten işlediği nafile ibadetlerle de yaklaşmaya devam eder; nihayet Ben onu severim. Kulumu sevince de Ben, adeta onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Ben’den ne isterse mutlaka veririm, Bana sığınırsa onu korurum.” (Buharı, Rikāk, 38)

arif zatlar;
“Sen çıkınca aradan, kalır seni yaratan.” buyurmuşlardır.
İradesini Cenab-ı Hakk’ın iradesine ram eyleyen gönüllerin tasaddukları da, Hak Teala tarafından isabetli bir şekilde yerini bulur.