YARDIMA GELEN 3 BİN MELEK HZ. MUHAMMEDİN (SAV) HAYATI Peygamber Efendimizin duâsıyla Allah Teâlâ’nın Bedir Savaşı’nda müslümanların imdâdına gönderdiği Cebrâîl (aleyhisselâm) ve melekler İslâm’ı muzaffer kıldı.
Bu bağlantı ziyaretçiler için gizlenmiştir. Görmek için lütfen giriş yapın veya üye olun.
Ey Allâh’ım! Eğer ehl-i İslâm’ın bu topluluğunu helâk edersen, artık yeryüzünde Sana ibâdet edecek kimse kalmayacak!” Peygamber Efendimiz mübârek ellerini semâya açmış olarak yalvarmasına öyle devâm etti ki, ridâsı omzundan düştü. Bunu gören Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, yanına gelerek ridâsını aldı, omuzuna koydu ve: “–Ey Allâh’ın Rasûlü! Rabbine olan yalvarman kâfîdir. Allâh Teâlâ Sana olan vaadini mutlakâ yerine getirecektir.” dedi. Bütün mü’min gönüller de niyâz hâlinde idi. İlâhî kelâmda lutf-i Rahmânî şöyle müjdelendi: “Hani siz, Rabbinizden imdat taleb ediyordunuz, O da; «Muhakkak ki Ben size meleklerden birbiri ardınca bin(lercesi) ile imdâd edeceğim.» diyerek duânızı kabul buyurmuştu. Allâh bunu, sâdece müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yaptı. Zâten yardım yalnız Allâh tarafındandır. Çünkü Allâh, mutlak gâliptir, yegâne hüküm ve hikmet sâhibidir.” (el-Enfâl, 9-10) “And olsun, sizler güçsüz olduğunuz hâlde Allâh size Bedir’de yardım etmişti.
Allâh’tan sakının ki, O’na şükretmiş olasınız. O zaman Sen mü’minlere; «Rabbinizin, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?» diyordun. Evet, sabreder ve (Allâh’tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.” (Âl-i İmrân, 123-125) Allah -celle celâlühû- o gün mü’minlere meleklerle yardım etti. Mü’minlerin ihlâsına göre meleklerin sayısını bin, üç bin, nihâyet beş bine kadar artırdı. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, daha önceden müşriklerin ileri gelenlerinden kimin nerede öldürüleceğini bildirdiği hâlde ve Allâh’ın kendilerine zafer nasîb edeceğini lutf-i ilâhî ile öğrenmiş olmasına rağmen, gece sabaha kadar Allâh’a yalvarmış, kendisini helâk edercesine duâ etmişti. Bu hâl, kulluk şuurunun mühim tezâhürlerinden biridir. Allâh Teâlâ da bizden kulluktan başka bir şey istememektedir. Allâh’a yaklaşmak için, tezellül ve tazarrû ile O’na yalvarmak kadar sağlam bir yol mevcut değildir. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Bedir günü: “İşte Cebrâîl! Atının başından tutmuş, üzerinde de savaş techizâtıyla (yardımınıza gelmiş durumda)!” buyurdular. (Buhârî, Meğâzî, 11) Huvaytıb bin Abdüluzza der ki: “Ben Bedir’de müşriklerle birlikte bulunmuş, ibret verici şeyler müşâhede etmiş ve melekleri görmüştüm.
Onlar gökle yer arasında Kureyşlileri öldürüyor, esir ediyorlardı. O zaman kendi kendime; «Bu zât (Peygamber Efendimiz) muhakkak Allâh tarafından korunuyor!» dedim. Gördüğüm şeylerden hiç kimseye bahsetmedim.” (Hâkim, III, 562/6084) Ebû Dâvûd el-Mâzinî şöyle der: “Bedir gününde, müşriklerden bir adamı vurup öldüreyim diye tâkip ettim. Kılıcım daha ona dokunmadan başının yere düştüğünü gördüm! Anladım ki onu benden başkası (yâni bir melek) öldürdü!” (Ahmed, V, 450) Enes -radıyallâhu anh-’ın bildirdiğine göre müşrikler yaklaştığında Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “–Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennete girmek üzere ayağa kalkınız!” buyurdu. Ensâr’dan Umeyr bin Hümâm -radıyallâhu anh-: “–Yâ Rasûlallâh! Genişliği göklerle yer arası kadar olan cennet mi?” diye sordu. Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-: “–Evet.” buyurdu. Umeyr: “–Ne iyi, ne âlâ!” dedi. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: “–Niye öyle söyledin?” diye sordu. Umeyr -radıyallâhu anh-: “–Allâh’a yemîn ederim ki yâ Rasûlallâh, cennet ehlinden olmayı istediğim için öyle söyledim, başka maksadım yok.” dedi.
Rasûl-i Ekrem Efendimiz: “–Şüphesiz sen cennetliksin.” buyurdu.
Umeyr, bu söz üzerine torbasından birkaç hurma çıkartıp onları yemeye başladı. Sonra: “–Eğer şu hurmalarımı yiyinceye kadar yaşarsam, bu gerçekten uzun bir hayattır.” diyerek elindeki hurmaları attı ve cihâda koştu. Sonra şehîd oluncaya kadar müşriklerle savaştı. (Müslim, İmâre, 145; Ahmed, III, 137) TEKE TEK VURUŞMA Bedir harbi, mübâreze, yâni teke tek vuruşma ile başladı. Müslümanların çıkardıkları mübâreze erleri olan Hazret-i Hamza, Hazret-i Ali ve Hazret-i Ubeyde rakiplerini öldürdüler. Ancak Ubeyde -radıyallâhu anh- bacağı kopmuş olarak döndüğünden, bir müddet sonra Allâh Rasûlü’nün: “–Sen o yüce makâma erdin!” müjdesini alarak şehîd oldu. (Vâkıdî, I, 69-70)