Esselâmu Aleyküm
( İlk önce, her şeyi anlamak için lütfen bu 3 konuyu sıra sıra okuyun: Hz.İbrahim'in çocuk sahibi olması - Câhiliye döneminde Mekke ve Kâbe - Câhiliye dönemi - Kureyşlilerin dirilişi, Abdulmutallib'in doğumu )
Kâ'be'de küçük, yarı dairesel bir duvarla çevrilmiş bölüm vardır. Duvar çok kısadır ve Hacılara giriş sağlar. Abdu'l-Mutallib Kâ'be'ye yakın olmayı çok çok seviyordu. Bir gece orda uyurken bir gölge geldi, ve ona
Tatlı berraklığı kazıp çıkar
Dedi. O,
Tatlı berraklık nedir?
Dedi. Fakat gölge kayboldu. Ama uyandığında hafif bir mutluluk duydu. Ertesi gece yeniden orada uyudu. "Ziyaretçi" yeniden geldi ve
Haydi kaz
Dedi. Fakat, Abdu'l-Mutallib yeniden sorusune cevap bulamadı. 3-cü gün yeniden orada kaldı. Ziyaretçi yeniden geldi ve
Saklanmış hazineleri kaz
Dedi ona. Yalnız yine sorusuna cevap alamadı. 4-cü gün
Zemzemi kaz
dedi. Bu kez,
Zemzem nedir?
Dedi. Sonra "konuşan" şu cevabı verdi:
Onu kaz, pişman olmayacaksın,
Çünkü o mirastır
Senin büyük atalarından
O hiçbir zaman kurumaz,
Ve tüm Hacıları sulamana yeter.
Dedi. Daha sonra "konuşan" kan, gübre, karınca yuvası ve gagalı kuzguni kuşların bulunduğu bir yer aramasını söyledi. Ona,
Allah-ın Hacılarını tüm Hac boyunca sulayarak temiz akan su için
diye dua etmesini söyledi. Ertesi gün, Karataşı öptü ve tavafa başladı (M.S. Yani Hz.İsanın doğumundan sonra 546 yılı. Oğlu ve Hz.Muhammedin babası Abdullahın dünyaya geldiği yıl. Ayrıca, Abdu'l-Mutallib'in 49 yaşı vardı).
Tavafı tamamladıktan sonra Abdu'l Mutallib Kara Taştan Kâ'be'nin kapısına gitti. Kilidine asılı olan metal halkayı tuttu. Ve kendisine öğretilen (Allah-ın Hacılarını tüm Hac boyunca sulayarak temiz akan su için) duayı (duasını) okudu.
Ve Yakınında, kumların üstünde, kanat çırpma ve kuş sesi duydu. Bir başka kuş daha gördü. Abdu'l-Mutallib ibadetini bitirip kuşların kapısının karşısında yaklaşık yüzyıldan beri duran kayalara doğru ilerleyişini seyretti. Bu kayalar put olarak kabul edilmişti, Ve Kureyşliler kurbanlarını bu 2 kaya arasında kesiyorlardı. Kuşlar gibi, Abdu'l-Mutallib de kayaların arasında kan olduğunu biliyordu.
Gübre de vardı. Oraya yaklaştığında bir karınca yuvasının da varolduğunu gördü.
Eve gitti ve birisi oğlu Haris, birisi de kendisi için 2 kazma aldı. Kazma sesleri ve garip görüntü, kalabalığı yanına çekti. Onlara saygı duysalarda, putların dibini kazdıkları için bunu saygısızlık olarak gördüler. (Abdu'l Mutallib ve oğlu Haris Allah'a inanan Hanif oldukları için sorun yoktu). Saygısızlık olarak gördükleri için Abdu'l-Mutallib'e kazmayı bırakmasını söylediler.
O durmayacağını söyledi. Ayrıca, Hâris'e arkasında bekleyip kimsenin müdahale etmesine izin vermemesini söyledi. Bu çok mucizevi ve çok heyecanlı bir andı. Sonuçta güzel şeyler olmaya bilirdi. Fakat seyredenler şaşkınlık içindeydi. Isaf ve Nâile adında bu iki put, Mekke putları arasında pek yüksek bir yere sahip değillerdi. Hatta onların Kâ'be'nin kudsiyetine tecâvüz ettikleri için taşa çevrilmiş Cürhümî bir kadınla bir erkek olduğu söyleniyordu. Bu nedenle Abdu'l-Mutallib'i durdurmak için hiç kollarını bile kıpırdatmadılar. O, kuyuyu kaplayan bir kayayla karşılaştı ve "Şukren lillah" dedi, yani Allah-a şükür etti. Kalabalık yavaş yavaş ayrılıyordu. Ayrılar-da yalnız yeniden toplaştılar. Abdülmutallib, Cürhümîlerin hazinelerini kazıp çıkardıkta, her kes kendisine bir pay arıyordu.
Fakat, o, bu hazinelerin kendine mi, topluluğa mı, yoksa Kâ'be'ye-mi kalacağı konusunda kur'a çekilmesine karar verildi. Bu usûl kabul edilmiş bir gelenekti. Bu gelenek, Kâ'be'de Moabi putu Hubel önünde ok çekerek uygulanıyordu. Ve bu çekilişte, hazinenin bir kısmı Abdu'l-Mutallib'e çıktı. Ve Kureyş'e hiç bir kısmı çıkmadı. Diğer bir kısmıysa, Kâ'be'ye çıktı. Aynı zamanda, Zemzem üzerinde ki, kontroller, Haşimîlere verildi. Çünkü Hacılara su sağlamak onların göreviydi.
Biliyorum ki, Zemzem suyu Hz.İbrahimin devrinden beri vardı. Yalnız bundan önceki konuda, Zemzem suyunun unutulduğunu söylemiştim. Unutulmasıyla beraber, bu suyun nerede olduğuda unutulmuştu. Hz.Allah'da Hz.Muhammedin dedesi Abdu'l Mutallib vasıtasıyla, Zemzem suyunu yeniden ortaya çıkardı.
Ayrıca, bu bilgiler bir yerden kopyalanmamıştır. Tamamen bilindik bilgilerdir, yalnız içerisinde EbuBekir Siraceddin (r.a.)den alıntılar vardır.
( İlk önce, her şeyi anlamak için lütfen bu 3 konuyu sıra sıra okuyun: Hz.İbrahim'in çocuk sahibi olması - Câhiliye döneminde Mekke ve Kâbe - Câhiliye dönemi - Kureyşlilerin dirilişi, Abdulmutallib'in doğumu )
Kâ'be'de küçük, yarı dairesel bir duvarla çevrilmiş bölüm vardır. Duvar çok kısadır ve Hacılara giriş sağlar. Abdu'l-Mutallib Kâ'be'ye yakın olmayı çok çok seviyordu. Bir gece orda uyurken bir gölge geldi, ve ona
Tatlı berraklığı kazıp çıkar
Dedi. O,
Tatlı berraklık nedir?
Dedi. Fakat gölge kayboldu. Ama uyandığında hafif bir mutluluk duydu. Ertesi gece yeniden orada uyudu. "Ziyaretçi" yeniden geldi ve
Haydi kaz
Dedi. Fakat, Abdu'l-Mutallib yeniden sorusune cevap bulamadı. 3-cü gün yeniden orada kaldı. Ziyaretçi yeniden geldi ve
Saklanmış hazineleri kaz
Dedi ona. Yalnız yine sorusuna cevap alamadı. 4-cü gün
Zemzemi kaz
dedi. Bu kez,
Zemzem nedir?
Dedi. Sonra "konuşan" şu cevabı verdi:
Onu kaz, pişman olmayacaksın,
Çünkü o mirastır
Senin büyük atalarından
O hiçbir zaman kurumaz,
Ve tüm Hacıları sulamana yeter.
Dedi. Daha sonra "konuşan" kan, gübre, karınca yuvası ve gagalı kuzguni kuşların bulunduğu bir yer aramasını söyledi. Ona,
Allah-ın Hacılarını tüm Hac boyunca sulayarak temiz akan su için
diye dua etmesini söyledi. Ertesi gün, Karataşı öptü ve tavafa başladı (M.S. Yani Hz.İsanın doğumundan sonra 546 yılı. Oğlu ve Hz.Muhammedin babası Abdullahın dünyaya geldiği yıl. Ayrıca, Abdu'l-Mutallib'in 49 yaşı vardı).
Tavafı tamamladıktan sonra Abdu'l Mutallib Kara Taştan Kâ'be'nin kapısına gitti. Kilidine asılı olan metal halkayı tuttu. Ve kendisine öğretilen (Allah-ın Hacılarını tüm Hac boyunca sulayarak temiz akan su için) duayı (duasını) okudu.
Ve Yakınında, kumların üstünde, kanat çırpma ve kuş sesi duydu. Bir başka kuş daha gördü. Abdu'l-Mutallib ibadetini bitirip kuşların kapısının karşısında yaklaşık yüzyıldan beri duran kayalara doğru ilerleyişini seyretti. Bu kayalar put olarak kabul edilmişti, Ve Kureyşliler kurbanlarını bu 2 kaya arasında kesiyorlardı. Kuşlar gibi, Abdu'l-Mutallib de kayaların arasında kan olduğunu biliyordu.
Gübre de vardı. Oraya yaklaştığında bir karınca yuvasının da varolduğunu gördü.
Eve gitti ve birisi oğlu Haris, birisi de kendisi için 2 kazma aldı. Kazma sesleri ve garip görüntü, kalabalığı yanına çekti. Onlara saygı duysalarda, putların dibini kazdıkları için bunu saygısızlık olarak gördüler. (Abdu'l Mutallib ve oğlu Haris Allah'a inanan Hanif oldukları için sorun yoktu). Saygısızlık olarak gördükleri için Abdu'l-Mutallib'e kazmayı bırakmasını söylediler.
O durmayacağını söyledi. Ayrıca, Hâris'e arkasında bekleyip kimsenin müdahale etmesine izin vermemesini söyledi. Bu çok mucizevi ve çok heyecanlı bir andı. Sonuçta güzel şeyler olmaya bilirdi. Fakat seyredenler şaşkınlık içindeydi. Isaf ve Nâile adında bu iki put, Mekke putları arasında pek yüksek bir yere sahip değillerdi. Hatta onların Kâ'be'nin kudsiyetine tecâvüz ettikleri için taşa çevrilmiş Cürhümî bir kadınla bir erkek olduğu söyleniyordu. Bu nedenle Abdu'l-Mutallib'i durdurmak için hiç kollarını bile kıpırdatmadılar. O, kuyuyu kaplayan bir kayayla karşılaştı ve "Şukren lillah" dedi, yani Allah-a şükür etti. Kalabalık yavaş yavaş ayrılıyordu. Ayrılar-da yalnız yeniden toplaştılar. Abdülmutallib, Cürhümîlerin hazinelerini kazıp çıkardıkta, her kes kendisine bir pay arıyordu.
Fakat, o, bu hazinelerin kendine mi, topluluğa mı, yoksa Kâ'be'ye-mi kalacağı konusunda kur'a çekilmesine karar verildi. Bu usûl kabul edilmiş bir gelenekti. Bu gelenek, Kâ'be'de Moabi putu Hubel önünde ok çekerek uygulanıyordu. Ve bu çekilişte, hazinenin bir kısmı Abdu'l-Mutallib'e çıktı. Ve Kureyş'e hiç bir kısmı çıkmadı. Diğer bir kısmıysa, Kâ'be'ye çıktı. Aynı zamanda, Zemzem üzerinde ki, kontroller, Haşimîlere verildi. Çünkü Hacılara su sağlamak onların göreviydi.
Biliyorum ki, Zemzem suyu Hz.İbrahimin devrinden beri vardı. Yalnız bundan önceki konuda, Zemzem suyunun unutulduğunu söylemiştim. Unutulmasıyla beraber, bu suyun nerede olduğuda unutulmuştu. Hz.Allah'da Hz.Muhammedin dedesi Abdu'l Mutallib vasıtasıyla, Zemzem suyunu yeniden ortaya çıkardı.
Ayrıca, bu bilgiler bir yerden kopyalanmamıştır. Tamamen bilindik bilgilerdir, yalnız içerisinde EbuBekir Siraceddin (r.a.)den alıntılar vardır.