- Konular
- 1.076
- Mesajlar
- 2.028
- Tepkime puanı
- 191
- Puan
- 0
Allah Şaşırtmasın Demek Hakkında
Sual: (Allah şaşırtmasın) diye dua etmek yanlış değil mi? Allah bizim kötülüğümüzü isteyip de niye şaşırtsın ki? Böyle söylemek Allah’a suizan olmaz mı?
CEVAP
(Allah şaşırtmasın!) duasının benzerleri Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde vardır. Güzel bir duadır. Cehenneme atan da Odur. Günahsız, suçsuz insanı Cehenneme atmaz ki! Cehenneme müstahak olanı atar. Bunun manası, (Ya Rabbî, beni Cehenneme müstahak olanlardan eyleme!) demektir. Hayrın da şerrin de yaratıcısı Allahü teala olduğu için, (Bizi kafir etme, bizi Cehenneme atma!) diye dua ediyoruz. Bir ayet-i kerimede (Allah, dilediğini saptırır) buyuruluyor. (Rad 27)
Kur’an-ı kerimdeki bazı duaların mealleri: Ey Rabbimiz, kalblerimizi kaydırma! [Bizi sapıtma!] (al-i İmran 8) Kıyamette bizi rezil rüsva etme! (al-i İmran 194) Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma! (Kehf 73) Kabirden kalkıldığı gün beni mahcup etme! (Şuara 87)
Bu konuda birkaç hadis-i şerif meali de şöyle: (Ey Allah’ım, kabir ehlinin ecrinden bizi mahrum etme ve onlardan sonra bizi fitneye uğratma!) [İbni Mace]
(Ya Rabbî, bana azap etme!) [Deylemî]
Her şeyi yapan Allahü teala için, Peygamber efendimiz, (Ya Rabbî, kabrimi ibadet edilen put haline getirme!) diye dua etmiştir. (Abdürrezzak)
Allahü teala herkese, layık olduğunu verir, kimseye zerre kadar zulmetmez. Bir ayet-i kerime meali de şöyledir: (Allahü teala, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onları azaba sürükleyen, çirkin işleridir. Böylece kendilerine zulmediyorlar.) [Nahl 33]
Demek ki, şaşıran kimse, çirkin ameli sayesinde şaşırıyor.
Hüseyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:
İlk tahsîlimi, baba yerim olan İstanbulda, Eyyûb sultanda, Reşadiyye nümûne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Askerî lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur’an-ı kerîm ve din dersleri kaldırıldı. Allahü tealanın, sevgili Peygamberimizin ve islam alimlerinin ismleri söylenmez oldu. Hiçbir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları yüksek, olgun tanıyor, çok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddesatıma saldıranları görünce, hayal kırıklığına uğradım. Îman ile küfr arasında bocaladım. Küçük aklımla düşünerek, müslimanlık olarak öğrendiğim bütün bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin faideli, iyi, kıymetli olduğunu görüyor, bunları feda edemiyordum. Altı sene, bu iki te’sîr altında sarsıldım. Birkaç sene önce, beraber oruc tutduğumuz, nemaz kıldığımız arkadaşlarım, öğretmenlerin ve gazetelerin iftiralarına aldanarak, ibadetden vazgeçdiler. Yalnız kalmak, beni daha da üzdü. Acaba haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. Düşüncelerimde, îmanda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağçeye çıkdım. Gökyüzü yıldızlarla dolu idi. Eyyûb sultanın, ya’nî Halid bin Zeydin türbesine karşı, Halîcin ışıklı dalgaları, sanki bana, üzülme, sen haklısın diyorlardı. Hıçkırarak ağladım. (Ya Rabbî! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini öğrenmek istiyorum. Beni, din düşmanlarına aldanmakdan koru!) diye yalvardım. Allahü teala, bu ma’sûm ve halis düamı kabûl buyurdu. Kerametler, harikalar hazînesi, ilm deryası Abdülhakîm efendi, önce rü’yada, sonra cami’de karşıma çıkdı. Beni, cezb etdi. Eczacı mektebinde talebe iken, Bayezîd cami’i şerîfinde va’zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh öğretdi. Çok kitab okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arabî ve farisî öğretdi. (Emalî kasîdesi)ni, (Halid-i Bağdadî dîvanı)nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar faideli idi ki, çok def’a, sabahdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri hatırladığım anlar, hayatımın en zevkli dakîkaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar askerî tıbbiyye mektebinde müzakereci iken, hem kimya yüksek mühendisliğine devam etdim, hem de o islam aliminin va’zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki küfr pislikleri temizlendi. İslamiyyetin dünya ve ahıret se’adeti için, biricik kaynak olduğunu anladım. Önceleri, büyük sandığım kimseleri, islam alimlerinin büyüklükleri yanında, çocuk gibi gördüm.
Sual: (Allah şaşırtmasın) diye dua etmek yanlış değil mi? Allah bizim kötülüğümüzü isteyip de niye şaşırtsın ki? Böyle söylemek Allah’a suizan olmaz mı?
CEVAP
(Allah şaşırtmasın!) duasının benzerleri Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde vardır. Güzel bir duadır. Cehenneme atan da Odur. Günahsız, suçsuz insanı Cehenneme atmaz ki! Cehenneme müstahak olanı atar. Bunun manası, (Ya Rabbî, beni Cehenneme müstahak olanlardan eyleme!) demektir. Hayrın da şerrin de yaratıcısı Allahü teala olduğu için, (Bizi kafir etme, bizi Cehenneme atma!) diye dua ediyoruz. Bir ayet-i kerimede (Allah, dilediğini saptırır) buyuruluyor. (Rad 27)
Kur’an-ı kerimdeki bazı duaların mealleri: Ey Rabbimiz, kalblerimizi kaydırma! [Bizi sapıtma!] (al-i İmran 8) Kıyamette bizi rezil rüsva etme! (al-i İmran 194) Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma! (Kehf 73) Kabirden kalkıldığı gün beni mahcup etme! (Şuara 87)
Bu konuda birkaç hadis-i şerif meali de şöyle: (Ey Allah’ım, kabir ehlinin ecrinden bizi mahrum etme ve onlardan sonra bizi fitneye uğratma!) [İbni Mace]
(Ya Rabbî, bana azap etme!) [Deylemî]
Her şeyi yapan Allahü teala için, Peygamber efendimiz, (Ya Rabbî, kabrimi ibadet edilen put haline getirme!) diye dua etmiştir. (Abdürrezzak)
Allahü teala herkese, layık olduğunu verir, kimseye zerre kadar zulmetmez. Bir ayet-i kerime meali de şöyledir: (Allahü teala, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onları azaba sürükleyen, çirkin işleridir. Böylece kendilerine zulmediyorlar.) [Nahl 33]
Demek ki, şaşıran kimse, çirkin ameli sayesinde şaşırıyor.
Hüseyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:
İlk tahsîlimi, baba yerim olan İstanbulda, Eyyûb sultanda, Reşadiyye nümûne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Askerî lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur’an-ı kerîm ve din dersleri kaldırıldı. Allahü tealanın, sevgili Peygamberimizin ve islam alimlerinin ismleri söylenmez oldu. Hiçbir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları yüksek, olgun tanıyor, çok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddesatıma saldıranları görünce, hayal kırıklığına uğradım. Îman ile küfr arasında bocaladım. Küçük aklımla düşünerek, müslimanlık olarak öğrendiğim bütün bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin faideli, iyi, kıymetli olduğunu görüyor, bunları feda edemiyordum. Altı sene, bu iki te’sîr altında sarsıldım. Birkaç sene önce, beraber oruc tutduğumuz, nemaz kıldığımız arkadaşlarım, öğretmenlerin ve gazetelerin iftiralarına aldanarak, ibadetden vazgeçdiler. Yalnız kalmak, beni daha da üzdü. Acaba haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. Düşüncelerimde, îmanda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağçeye çıkdım. Gökyüzü yıldızlarla dolu idi. Eyyûb sultanın, ya’nî Halid bin Zeydin türbesine karşı, Halîcin ışıklı dalgaları, sanki bana, üzülme, sen haklısın diyorlardı. Hıçkırarak ağladım. (Ya Rabbî! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini öğrenmek istiyorum. Beni, din düşmanlarına aldanmakdan koru!) diye yalvardım. Allahü teala, bu ma’sûm ve halis düamı kabûl buyurdu. Kerametler, harikalar hazînesi, ilm deryası Abdülhakîm efendi, önce rü’yada, sonra cami’de karşıma çıkdı. Beni, cezb etdi. Eczacı mektebinde talebe iken, Bayezîd cami’i şerîfinde va’zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh öğretdi. Çok kitab okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arabî ve farisî öğretdi. (Emalî kasîdesi)ni, (Halid-i Bağdadî dîvanı)nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar faideli idi ki, çok def’a, sabahdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri hatırladığım anlar, hayatımın en zevkli dakîkaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar askerî tıbbiyye mektebinde müzakereci iken, hem kimya yüksek mühendisliğine devam etdim, hem de o islam aliminin va’zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki küfr pislikleri temizlendi. İslamiyyetin dünya ve ahıret se’adeti için, biricik kaynak olduğunu anladım. Önceleri, büyük sandığım kimseleri, islam alimlerinin büyüklükleri yanında, çocuk gibi gördüm.