Çanakkaleyi Ölümsüzleştiren Ruh

Admin

Administrator
Yönetici
Admin
Çanakkale’yi Ölümsüzleştiren Ruh

725

Çanakkale'yi ölümsüzleştiren ruh nedir? Çanakkale Zaferi nasıl bir zaferdir? Çanakkale'den çıkarmamız gereken mühim anekdotlar...

Çanakkale Muharebeleri’nde iki zafer birden kazanılmıştır. Bunlardan biri, düşmana karşı zahiren kazanılan maddı zafer; ikincisi ise, ruh ve mana, fazılet ve fedakarlık, din, ıman ve vatan sevgisi hususlarında yaşanan ve asla mazı olmayan manevı zaferdir. Bu zafer, Türk milletinin tarihindeki eşsiz bir şeref tablosudur.
 
İSLAMIN SON KARAKOLUNUN MÜDAFAASI

Bedir savaşı, nasıl ımanın küfre karşı ilk direnişi ise, Çanakkale de, -tabir caizse- İslam’ın son karakolunun müdafaasıdır. Bu zaferin bilebildiğimiz kadarıyla iki sebebi vardır. Cenab-ı Hak, Enfal Suresi’nin 33. ayetinde bunu şöyle bildirir:

“1. (Rasulüm) halbuki Sen onların içinde iken Allah, onlara azab edecek değildir.

"2. Ve onlar mağfiret dilerlerken de Allah onlara azab edecek değildir.”

Çanakkale Muharebeleri’nde kahraman askerimiz, bu ayetin muhtevasını gönlüne nakşederek apayrı bir ıman heyecanı içindeydi. Yani her neferin sınesinde Peygamber Efendimiz’in engin muhabbeti yer almaktaydı. Sanki Bedir’den esen bir saba rüzgarı Çanakkale’ye ruhaniyet tevzı ediyordu. Nitekim düşman çemberi içinde kalan Binbaşı Lütfü Bey’in, o hengamede canhıraş bir şekilde:

“Yetiş ya Muhammed, kitabın elden gidiyor.” feryadıyla istimdad etmesi, bunun en aşikar bir ifadesidir.
 
ÇANAKKALE’Yİ ÖLÜMSÜZLEŞTİREN KAHRAMAN ORDU

İkinci keyfiyet ise, elimizde bulunan hatıratların ifadesine göre, her asker o tehlikeli zamanda bile, bir vakit namazını dahı kaçırmamaya dikkat etmiş ve Cenab-ı Hakk’a daima iltica halinde bulunmuştur. İşte Çanakkale’yi ölümsüzleştiren kahraman ordumuz, Allah’ın yardımına mazhar olacak seviyede yüksek bir ıman vecdi içinde vatanını müdafaa etmiştir.

Vatan müdafaasından maksat, ecdadın emaneti ve milletin haysiyeti olan toprakları korumakla beraber, aynı zamanda o topraklar üzerinde yaşayan insanların dınini, ımanını, canını, malını, ırzını ve namusunu da muhafazadır. Neticede bunların hepsini temsil eden bayrağın müdafaasıdır. Bu sebeple bayrak, asla bir bez parçası değil, bir milletin maddı ve manevı izzet ve şerefidir. Tabiı ki bu da bir vatan coğrafyası üzerinde mümkün olacağından, bu ulvı gaye, “vatan müdafaası” olarak ifade edilmiştir.

Bir kimse askerlik vazifesi başında iken ölürse, o şehıd olarak Rabbine kavuşur. Şehıdin amel defteri kapanmaz ve dünyada işlediği güzel ve hayırlı işlerin sevabı da kıyamete kadar devam eder. Şehıdin, kabirde meleklerin suallerinden ve kabir azabından muaf tutulacağı, Peygamber Efendimiz’in müjdesidir. Ancak bunda, sıhhatli bir ıman ve cihad niyetine sahip olma zarureti vardır. Bu sebeple şehidlikle ilgili bütün hadıs-i şerıflerde “Allah yolunda” kaydı vardır.
 
ŞEHİDLİK VE GAZİLİK İLE YOĞRULMUŞ İMAN İDEALİNİN TALİMGAHI

Bu itibarla Çanakkale, Türk gençliğine şehidlik ve gazilik ile yoğrulmuş ıman idealinin talimgahı olmuştur. Gazilik ve şehidlik, bu millet için manevı bir ziyafetti. Ölmek, şehidlik saadeti; yaşamak ise gazilik şerefi idi.

Çanakkale’de, kumandanından erine kadar bütün bir ordu, fedakarlık toprağında ekilmiş tohumlar gibiydi ki, o tohumlar kanla sulanıyordu. Zıra onlar biliyorlardı ki, nihayetinde bu dünyanın da sonu gelecektir, bu dünyaya tapanların da... ahirettekiler ise ebedıdir, ölümsüzdür. Bunun için onlar ölümsüz, yani ebedı olanı seçtiler.

Çanakkale’de harbin kızıştığı zamanlarda öyle bir an geldi ki, kumandanların bir kısmı şehıd oldu. Mehmetçik, kumandansız ve yalnız başına kaldığı zamanları yaşadı. Fakat her bir Mehmetçik, Çanakkale’de bütün milletin kalbini sınesinde hissederek büyük bir gayretle düşmanı karşıladı. Din, millet ve vatan uğruna canlarını seve seve feda etti. Zıra gönüllerinde, canlarından aziz bildikleri sarsılmaz bir ıman ve vatan sevgisi vardı. Bu sevgiyi diri tutan da hiç şüphesiz Allah ve Rasulü’ne duydukları ıman muhabbetiydi.

O gün kumandanından erine kadar her gönül, hatta bütün bir millet Çanakkale’de yekvücud olmuş; “Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez!” hakıkatini yaşamıştı. Nitekim orada maddı gücümüz, düşmanın gücüyle kıyas bile edilemeyecek kadar az idi. Askerin İstanbul’dan Çanakkale’ye gidene kadar ayağındaki postal paramparça oluyordu. Zaman zaman, atacak barutu da kalmadığı halde gerçek bir can ve mal infakı yaşandığı için yine de zafer müyesser oluyordu.

Zıra maneviyat maddeden kuvvetli olduğu için onu tesiri altına alıyordu. Böylece Çanakkale’de, her türlü teknik donanıma sahip üç yüz bin kişilik düşman ordusu, sayı ve silah bakımından kendisinden çok daha zayıf, fakat ıman kuvveti ve maneviyat itibariyle son derece kuvvetli olan ordumuza boyun eğmek zorunda kaldı. Çünkü Mehmetçik, silah eksikliğini ıman gücü ile telafı ediyor ve ne pahasına olursa olsun neticeyi -Allah’ın izniyle- kendi lehine çeviriyordu. Vatan toprağına atılan her gülle, o arslan yürekli neferin ıman dolu göğsünde sönüyordu.

İngiliz ordu kumandanı Orgeneral Hamilton’un:

“Bizi Türkler’in maddı gücü değil, manevı gücü mağlub etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inerek onlara yardım eden güçleri müşahede ettik!..” şeklindeki ıtirafı da bu gerçeği sergilemektedir.

Böylece Çanakkale’de sadece kahramanlık ve cesaret destanı değil, aynı zamanda sahip olunan yüksek manevı seviyenin bereketiyle bir fazılet destanı destanı yazıldı. Kahraman erler daha muharebeye girmeden, onun zafer müjdeleriyle dolu rüyalarını gördüler ve bunları gerçeğe inkılap ettirdiler. Onlar o gün Allah'ın lutfuna erdi ve ferahladılar. Tarih; din ve vatan uğrundaki fedakarlığı onlardan öğrendi. Çünkü onlar, Hazret-i Mevlana’nın:

“Ey bülbül! Git de aşkı pervaneden öğren. O, kendini alevin içine attı, yandı. Sevgilisi uğruna can verdi, sesi çıkmadı.” diye tarif ettiği pervaneden daha fedakar idiler.
 
VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR
Sevginin en tabiı neticesi fedakarlıktır. Seven, sevdiğine karşı, sevgisi ölçüsünde fedakarlık yapmayı zevk ve vazıfe olarak telakkı eder. Bu, aşığın maşukuna can vermesine kadar gider. Can ve malın Allah yolunda, vatan ve millet uğrunda feda edilmesi, kulun Rabbine duyduğu muhabbetinin en güzel bir tezahürüdür. Bunun içindir ki Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-:

“Vatan sevgisi ımandandır...” buyurmuşlardır.

Bir şeyin ne kadar sevildiği, gerektiğinde onun için yapılabilen fedakarlık ve göze alınabilen risk ile ölçülür. Bu bakımdan Çanakkale’de yaşananlar, müstesna bir vatan sevgisinin en canlı tezahürleridir.

Malazgirt’te Alparslan, haçlılar karşısında Kılıçarslan, İngiliz haçlıları önünde Selahaddın-i Eyyubı, Kosova’da Murad Hüdavendigar, Niğbolu’da Yıldırım Bayezid, İstanbul’da Fatih, Çaldıran’da Yavuz Selim, Plevne’de Gazi Osman Paşa ne ise, Çanakkale’de Mehmetçik o oldu.

Bizler, mazimizi yüreğimizde canlı tutmak zorundayız. Unutmayalım ki, mazinin bittiği yerde, millet biter, insan biter, iz’an biter. Millet, tarihinden ibarettir. Onu tarihinden sıyırırsanız, geriye insan sürüsü kalır. Yeni eserler ve yeni nesiller, mazinin devrettiği unsurların zenginliği nisbetinde canlı, güçlü ve devamlı olur. Milletlerin bekası; hassas, duygulu ve seviye kazanmış bir kalbe sahip olan nesiller yetiştirmekle mümkündür. Çocuklarına, Çanakkale destanını ninni yapan nesil, ımanına, milletine ve bütün maddı-manevı değerlerine sahip çıkacaktır.
 
GÖZÜNÜ KIRPMADAN ÖLEN ASKERLER

Dedelerimizin savaşta düşmana gösterdiği insanlık numunelerini, biz barışta birbirimize gösterebilirsek; dünyayı daha merhametli kılabilmek için, çok önemli bir adım atmış olacağız. Nitekim bu merhamet, düşmanımız olan Çanakkale Karma Kolordu İngiliz Kumandanı General William Birdword’a şu tarihı sözleri söyletmiştir:

“Türk askeri kadar vatanı için gözünü kırpmadan ölen, savaş anında müthiş bir cesaretle fırtınalar estiren, yaralı düşmanını sırtında taşıyarak onu ölümden kurtaran bir başka asker yeryüzünde görülmemiştir.”

Bir harpte hakıkı şehıdler veriliyorsa, Rabbimizin izniyle zafer muhakkaktır. Lakin ölenler, ıman ve vatan şuurundan mahrum iseler, netice hezımettir. İşte Çanakkale zaferi, düşmana ders ve aynı zamanda şerefli Türk gençliğine de fiilı bir nasihattir, tebliğdir...

Çanakkale, şehidlik mefhumunun silinmez altın harflerle tarih defterine nakşedilmesidir. Bugün Anadolu’da ocağı tüten her evin kudsı hatırasında bir Çanakkale şehıdinin olduğu muhakkaktır. Her aile, bir Çanakkale yetimidir. Bu hal, nesilden nesile intikal eden bir şeref madalyasıdır.

Aziz şehıdlerimizin kabirleri, milletimizin sınesindedir. Mehmed akif ne güzel ifade eder:

Ey şehıd oğlu şehıd, isteme benden makber,

Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber!..

Rabbimiz, bizleri şehıd ve gazi ecdadımıza layık nesiller eylesin. Mübarek vatanımızı düşman ayakları altında çiğnetmesin! Millı ve manevı değerlerimizin ayakta tuttuğu kaleleri yıkmak; birlik, beraberlik, kardeşlik ve huzurumuzu bozmak isteyen gizli-açık düşmanlarımıza karşı genç nesillerimize firaset ve basıret ihsan eylesin! amın…

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Erkam Yayınları, 40 Soru- 40 Cevap
 
Geri
Üst