Öncelikle bu soru, kendi içinde çelişkili bir sorudur. Çünkü Allah’a inanmayan biri, aynı zamanda cehennemin varlığına da inanmaz. Eğer Allah yoksa, cehennem de yoktur. Dolayısıyla, var olmadığına inanılan bir şeyin adaletini sorgulamak baştan çelişkili bir tutumdur.
Bununla birlikte, soruyu inanan bir bakış açısıyla cevaplamak gerekirse:
Mesele sadece “Allah’a inanmamak” değildir. Bir insan Allah’a inanmıyorsa, O’nun koyduğu hayat düzenini, emir ve yasaklarını da kabul etmiyor demektir. Mesela içki içene “Neden içiyorsun?” diye sorulduğunda, çoğu kez “Çünkü ben inanmıyorum” cevabı alınır. Namaz kılmayan, oruç tutmayan ya da diğer haramlardan kaçınmayan kimseler de genellikle aynı gerekçeyi ileri sürer.
Demek ki inançsızlık pasif bir düşünce değildir; aktif bir reddediş ve bu reddedişin hayatın her alanına yansıyan pratik sonuçları vardır. İnanmayan bir insan, doğal olarak namaz da kılmaz, oruç ta tutmaz, zina da eder, içki de içer yani hem görevlerinden kaçar hemde yasaklara meyleder.
Dolayısıyla ahiretteki durum, yalnızca “inançsızlık” düşüncesinden değil; terk edilen tüm sorumluluklardan ve işlenen yasaklardan oluşan bir bütünün karşılığıdır. Cezalandırılan, salt “inanmamak” değil; inançsızlığın beraberinde getirdiği reddedişler ve günahların toplamıdır.
Kısacası mesele, yalnızca iman meselesi değil; iman kaybolunca, onunla birlikte bütün bir sorumluluklar zincirinin de kopmasıdır.
Bununla birlikte, soruyu inanan bir bakış açısıyla cevaplamak gerekirse:
Mesele sadece “Allah’a inanmamak” değildir. Bir insan Allah’a inanmıyorsa, O’nun koyduğu hayat düzenini, emir ve yasaklarını da kabul etmiyor demektir. Mesela içki içene “Neden içiyorsun?” diye sorulduğunda, çoğu kez “Çünkü ben inanmıyorum” cevabı alınır. Namaz kılmayan, oruç tutmayan ya da diğer haramlardan kaçınmayan kimseler de genellikle aynı gerekçeyi ileri sürer.
Demek ki inançsızlık pasif bir düşünce değildir; aktif bir reddediş ve bu reddedişin hayatın her alanına yansıyan pratik sonuçları vardır. İnanmayan bir insan, doğal olarak namaz da kılmaz, oruç ta tutmaz, zina da eder, içki de içer yani hem görevlerinden kaçar hemde yasaklara meyleder.
Dolayısıyla ahiretteki durum, yalnızca “inançsızlık” düşüncesinden değil; terk edilen tüm sorumluluklardan ve işlenen yasaklardan oluşan bir bütünün karşılığıdır. Cezalandırılan, salt “inanmamak” değil; inançsızlığın beraberinde getirdiği reddedişler ve günahların toplamıdır.
Kısacası mesele, yalnızca iman meselesi değil; iman kaybolunca, onunla birlikte bütün bir sorumluluklar zincirinin de kopmasıdır.